• Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
Araçlar

engincivan.net

Cu
23
Ağu
Bir Haberin Anatomisi PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Salı, 09 Ekim 2012 15:52
Geçtiğimiz günlerde Vatan Gazetesinin dünya bölümünde bir haber yayınlandı. Haberin başlığı ‘ ABD istihbarat raporu: İsrail 2022’de yok’

İsrail’in o tarihte olup olmayacağı tartışmasına girmeyeceğim. Benim bu hafta üzerinde durmak istediğim çarpıtmalarla kamuoyunun nasıl kandırıldığı.

Haberi dikkatle okuyunca iki kaynak öne çıkmakta. Birinci kaynak, sonradan Müslüman olmuş Kevin Barrett isimli kişi ( Vatan ismini yanlış yazmış). İkinci kaynak Barrett’i kaynak gösterip bunu Türkiye’de haber yapan Aydınlık gazetesi.

Vatan gazetesi de mali güçlükler içinde olan yazılı medyada son zamanlarda gelişen ‘kes-yapıştır’ ucuz yollu basın geleneği olarak bilgiyi/haberi aktarmakta.

Birinci kaynağa yakından bakarsak, Bay Kevin sıradan bir Amerikan Üniversitesi’nde öğrenci asistan olarak bir sömestr ders vermeye kalkışmış. Vereceği ders dünyada din konuları üzerineyken alenen komplo teorileri üzerine konuşmaya başlayınca öğrenciler şikâyet etmiş ve ders iptal edilmiş.

Kevin Bey o günden sonra bol, bol İran İslam Cumhuriyeti’nin resmi TV kanalında boy gösterip Amerika ve İsrail konusunda komplo teorileri üretmekte. Teorilerinden biriside 9/11 İkiz Kuleler saldırılarının aslında bir Amerikan-Yahudi işbirliği olduğu.

Kevin Bey’in tüm söyledikleri Ayetullahların yönettikleri İran’da, dini yönetimin söylemini dile getirmekle görevli Ahmedinejat’ın söyledikleriyle birebir örtüşmesi.

Gelelim Vatan’da yayınlanan habere. Haber kaynağı Kevin Bey’e göre 16 Amerikan kuruluşu bir rapor yazmış. İsrail’in ayakta kalması mümkün gözükmüyormuş. Ayrıca Kissenger bir gazeteye demeç vermiş o demece göre de 2022’de İsrail yokmuş.

Merak ettim, Alman Musevi’si Amerika’nın Dış İşleri Bakanlığı yapmış, Vietnam savaşını sonuçlandırmış efsanevi bir diplomat Henry böyle konuşur mu? Diyerek demeci izledim. Kissenger’in bu şekilde herhangi bir ifadesi yok. Haberde söz konusu olan 16 istihbarat kuruluşu da güvenlik konusunda çalışan bütün kurumlar çarpıtılarak sayı yüksek gösterilmiş bir olgu. Bu tür konularda iki kurum rapor yazar, birisi CIA diğeri ‘Ulusal Güvenlik Konseyi’. Onlarında yayınlanmış böyle bir raporu yok.

Son Güncelleme ( Salı, 09 Ekim 2012 15:54 )
Devamını oku...
 
Mahallede Demokrasi PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Salı, 25 Eylül 2012 16:23
Pazar günü Obama 2012 seçim etkinliği için bir ev davetine gittim. Gözlemlerimi sizlerle paylaşmak arzusundayım. Amerika konusunda doğru yanlış değişik görüşler medyada sıkça yer almakta. Bende özünde basit fakat sembolik bir olayı sizinle paylaşarak demokrasiyi özümleme konusunda katkım olsun istedim.

Önce Mekân:

Davet ABD’nin başkenti Washington’un banliyösü Takoma Park isimli bir yerleşim birimindeydi.

Takoma Park sosyal demokratların, yaşlı hippilerin, çevrecilerin yaşadığı Amerikan ölçülerine göre ilerici bir semt. Bu semtte iki katlı makul boyutlu bir evin bahçesinde yaklaşık 90 kişi bir araya geldi.

Davete katılım şartı adam başı $75 doları Obama’nın Seçim Fonuna yatırmaktı. Davetliler evin bahçesinde toplandılar. Bahçenin bir köşesine dört kişilik bir oda orkestrası yerleşmiş. Müzisyen komşulardan birisi üç arkadaşını da almış, klasik müzikle davete katkıda bulunuyor. Diğer bir köşede iki komşu ufak bir bar kurmuş davetlilere su, meyve suyu, bira ve şarap ikramında bulunuyor. Sert içki yok.

Bahçenin diğer köşelerine yerleştirilmiş uzun masalarda organizasyonu düzenleyen hanımların hazırladıkları yiyecekler var. Tabaklar kâğıt, bardaklar, çatal bıçak plastik. Saat akşamüstü 5, nefis bir güz havası, sararan yapraklar arasında davetliler muhabbet etmekte. Ev işi mezeler lezzetli. Etrafta dolaşan Obama tişörtü gençlerin dışında fazla genç insan yok. Yaş ortalaması +40 erkek kadın oranı aynı.

Devamını oku...
 
Mitt ve Barack Sahne Aldılar PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Salı, 11 Eylül 2012 16:13

Geçtiğimiz iki hafta içinde Amerika’da en büyük medya olayı önce Cumhuriyetçilerin arkadan Demokratların kongreleri oldu. Kongre sonuçları baştan bilindiği için kongre içi seçimler fazla ilgi çekmedi.

Esas ilgi odağı her iki partinin bir ve iki numaralarının konuşmaları oldu. Doğal olarak ‘First Lady’ ve adayının konuşmaları da merak konusuydu. Bütün bu önemli konuşmalara ilaveten eski Demokrat Başkanlardan Bill Clinton’un konuşması bence demokrasi özümlemesi açısından kayda değerdi.

Cumhuriyetçiler Ne Diyor?

Cumhuriyetçiler devlet çok büyüdü, bütçe açığı patladı Obama’nın ulusal sağlık sigortası bizi batıracak görüşündeler. Genç ve dinamik Başkan Yardımcısı adayı Paul Ryan yeni bütçe modeli öneriyor. Cumhuriyetçiler Obama’nın ve Demokratların Amerika’yı iflasa götürdüğünü savunuyor. Söylemleri tamamen iç politikaya yönelik ve dış politikayı es geçiyorlar.

Demokratlar Ne Diyor?

Biz ekonomiyi düzelttik ama devraldığımız çöküntü tarihin en büyük ekonomik daralmasıydı daha zamana ihtiyacımız var görüşündeler. Başkan Yardımcısı Biden sizin başlattığınız iki savaşı bitirdik, imalat sanayi ve özellikle otomotiv sektörünü kurtardık şimdi sıra konut sektöründe yorumunu tekrarlıyor. Başkan Obama şimdi bütçeyi kısamayız, ekonomiyi canlı tutmamız için devletin harcama yapması gerekmekte iddiasında. Obama bütçeyi planlı bir şekilde denkleştirelim aniden frene basmayalım söylemini vurguluyor.

Son Güncelleme ( Perşembe, 13 Eylül 2012 20:34 )
Devamını oku...
 
KİM KİMİ ÖPÜYOR? PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Çarşamba, 27 Haziran 2012 20:49
Suriye konusunda son aylarda yazdıklarım arşivde. Sloganlarla düşünen bir toplumuz. İdeoloji göre fikir oluşturan ahali olduk. Facebook sosyal medyasının deyimler ve güzel sözlerden taşması bu olgunun en güzel göstergesi.

Medya’da Analitik Düşünme Yok:

Suriye’de aylardır devam eden ciddi bir kriz var. Türkiye uçağının düşürülmesi krizi Türkiye açısından başka bir aşamaya taşıdı.

Etraflı ve dikkatli düşünmek zorundayız. Bakıyorum bu konuda fikir beyan edenler tamamen kendi ideolojilerine göre yorumlarda bulunuyorlar. AKP ve Erdoğan karşıtı olanlar hükümeti yetersiz güçsüz ve aciz göstermek yarışında. O kadar ki bazıları Kıbrıs savaşı, Kore savaşını bile örnek göstererek dijital tamtam müziği yapıyor.

Dolduruşa Gelmeyin:

Sloganlarla konuşan toplumlar komplo teorileriyle düşünürler. Tartışmalar bitmez. Türkiye her zaman yabancı istihbarat örgütlerinin oyun alanı olmuştur. Karakaşından kara gözünden değil oturduğu mahalle itibarıyla Türkiye yabancı ajanlar için cazibe merkezidir.

Bu cazibeye Türkiye medyasının tarihsel yabacı güçlerle organik işbirliği eklenince kimin kimi öptüğü belli olmuyor.

Ever ABD için Türkiye kritik bir ülke ve çıkartılan haberlere göre CIA ajanları Güney Doğu’da ‘cirit atıyor’. Doğrudur. Ama emin olunuz İran’ın ve Suriye’nin ‘cirit atanları’ Jonileri üçe katlar.

İstihbarat bağlantıların medya uzantıları da aynı şekilde orantılı

Suriye Konusunda Oyuncuları Tanıyalım:

Unutmayalım Suriye Esad’nın babasından bu yana Sovyet uydusuydu. Bunun nedenleri Esad’ın Suriye’de ki azınlık Alevi grubunla Suriye’yi yönetmesi ve ABD’nin evladı İsrail’e karşı denge oluşturmasıydı. Sovyetler bitti ama geleneksel ilişkiler ve silah ticareti bitmedi. Kaldı ki Batı ve NATO İsrail ve Türkiye’ye tehdit unsuru olduğundan Suriye’ye zaten silah satmıyordu.

Sovyetlerin ölümü ve İran’da İslami rejimin doğuşu Suriye için İran dostluğunu birazda mezhep ilişkisiyle pekiştirerek mantık beraberliğine taşıdı.

İran’ın Amerika’yla kendi tarihsel hesaplaşması ve İslam dünyasında lider görünmek için sürdürdüğü anti-İsrail retoriğiyle İran Amerika’nın kimyasını başarılı bir şekilde bozdu. Sürekli olarak nükleer tehdidi gündemde tutan İran Amerika’yı iyiden iyiye germiş durumda. İran açısından başarılı bir dış politikadır.

Son Güncelleme ( Pazartesi, 02 Temmuz 2012 17:59 )
Devamını oku...
 
Sünnet Ve Kemalizm PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Pazartesi, 28 Mayıs 2012 02:16
Başlığı okuyanların aklı güneye yönelmiş olabilir. Bu haftaki konumuz erkek çocuklarının başından geçen tecrübe değil. Bu seferki analizimiz bugün Türkiye’de günlük hayatın her köşesine yansımış olan ideolojik bir çatışma. İdeolojik olduğu içinde bir o kadar da çözümü zor.

Fenerbahçe, Şike ve Cemaat spekülasyonları gündemde. 19 Mayıs kutlamalarının içeriğin ne olması gerektiği tartışma konusu. Bu başlıklar güncel olarak su üstüne çıkmış birkaç popüler konu. Suyun altında kalan bölümde ise yargının bağımsızlığı, medyanın bağlantıları, TSK’nin yaşadığı Ergenekon, Balyoz vs. gibi olaylar yatmakta.

Ve Sünniler Muktedir Oldu:

2010 senesinin Aralık ayında yaptığım analizin başlığı Sünnilerin iktidarı ele geçirmeleri üzerineydi. Evet, Türkiye’de yaşayan insanların yüzde 80’ni Sünni ve bu grubun yüzde 75’de dindar. Sonuçta yüzde 60 toplam oy merkez sağa gidiyor. Yüzdeler fazla oynamaz. Sembolik olarak bakarsak Cumhurbaşkanı’ndan Dışişleri bakanına kadar icraatı başı ilk 5 makam sahibinin eşlerinin 5’ide türbanlı. İktidar duruş olarak inancının resmini çiziyor.

İstanbul’un eyyamcı sermayesi ve sahip olduğu medya zamanında Özal’la yalakalık yapıp arkasından ‘Sünnileşme’ sürecini başlatmakla suçlarlardı. Tabii ki yanlış bir teşhisti. Türkiye’nin Sünnileşme süreci aslında Mustafa Kemal ve arkadaşlarının kurduğu laik cumhuriyetle kesintiye uğramış bir süreçti. ( Aşağıda biraz açacağım)

Mustafa Kemal Paşanın bizzat kurdurttuğu ikinci parti, ‘Serbest Fırka’ kontrolden çıkınca sürecin önü kesildi. Arkasından Menderes’in asılması süreci tekrar rafa kaldırdı. Demirel ve Ecevit’i lider olarak oynak ve karışık kafalı kabul edersek bu süreçte belirleyici olmadıklarını söyleyebiliriz. Süreç tekrar Özal’la ivme kazandı. Ancak konuya tamamen damgasını vuran ve sahip çıkan Erdoğan’dır.

Yerli burjuvanın yeşermesi, soğuk savaşın bitişiyle Pentagon TSK işbirliğinin azalışı ve darbe kapısının kapanması,dijital medyanın tekelci İstanbul medyasına alternatif olması Erdoğan’ın inatçı kişiliğiyle birleşince, Sünniler şaha kalktı.

Gül’ün Çankaya’ya çıkışı, HSYK’nda mevcut kliklerin dağıtılması ve TSK kanunda yapılan değişiklikler Sünniler açısından ‘trifecta’ denilen ilk üçün sıralı kazanımı oldu.

Son Güncelleme ( Salı, 29 Mayıs 2012 16:30 )
Devamını oku...
 
Biracılar Avrupa’sı PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Pazartesi, 14 Mayıs 2012 16:00
İnsanların, koşullanmış alışkanlıklarından vazgeçmeleri zor. Fransa ve Yunanistan’da siyasetçiler bir kere daha bunu öğrendiler. İyi niyetle, Avrupa’da savaşları bitirmek için kurulan ve yeşertilen AB çatırdıyor.

Bazı değerli beyinler konuyu ekonomik kriz olarak ele alıyor. Konu kriz olunca tartışma standart kalıplar içinde kalıyor.

Fransa’da yeni seçilen başkan büyümeye yönelik programlar mı uygulasın yoksa Alman usulü mali disiplin ve anti enflasyonist politikalar mı uygulansın şeklinde ucu açık tartışmalar yaratılıyor.

Bence bu tür tartışmalar sadece gerçeklerden uzak değil aynı zamanda zaman kaybı. Bugün Avrupa’da yaşanan olaylara kriz denilmesi sadece naiflik olur.

Avrupa’da yaşananların bir çok yönü var. Yaşanan olayların tarihsel açmazlara, ulus devletin tanımına, kapitalizmin geleceğine ( dolayısıyla sosyal devletin sınırlarına), sermaye-emek çatışmasına ve yeryüzü-insanoğlu ilişkisine kadar uzanan bir çok nedeni bulunmakta.

Bu sorunların bazıları 19.yüzyılda da vardı. Ancak Birinci ve İkinci Dünya savaşları bu sorunların çözümünü erteledi. Şimdi çözümün içine teknoloji ve yeni medya, çevre ve enerji gibi yeni değişkenlerde girince çözüm bir o kadar zorlaştı.

Son Güncelleme ( Pazartesi, 14 Mayıs 2012 16:02 )
Devamını oku...
 
Esad Kürt Devletinin Anası Olur Mu? PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Cuma, 04 Mayıs 2012 04:57


Daha önce Suriye üzerine iki kez yazdım bu da üçüncü yazım. Suriye’de çatışan taraflar ölüm-kalım mücadelesi vermekte. Çatışma uzadıkça bugüne kadar olaylara mesafeli duran Suriye Kürtlerinin denge unsuru olarak önemleri giderek artmakta.

Suriye’yi bugüne kadar yöneten Nusayri/Alevi azınlıkla nüfusun çoğunluğunu teşkil eden Sünniler arasında duran Suriyeli Kürtlerin terazinin ibresini değiştirme güçleri var. Bu gücün başlıca iki nedeni bulunmakta. Birincisi, Suriyeli Kürtler azınlıkların arasında yegâne Müslüman gruplar. İkincisi, Irak’ta yaşanmakta olan Kürt Rönesanssı, Suriyeli Kürtlere ilham kaynağı olmakta.


Suriye’nin Kürtlere Yaklaşımı:

Geçmişte P.K.K. güçlerine ev sahipliği yapmış olan Suriye yönetiminin kendi vatandaşı Kürtlere kötü davrandığı bir sır değil. O kadar ki Suriye’nin devletçi Baas partisi yönetimi 60lı yıllarda Suriyeli Kürtleri tamamen izole etmiş ve Hitler Almanya’sı benzeri kimlik taşımaya mecbur kılmıştır. Kürtlerin yaşadıkları, Suriye için zenginlik kaynağı olan mümbit toprak hızlı bir şekilde Araplaştırılmıştır.

Yaklaşık yarım milyon Kürt yabancı ( ecnebi) sayılmıştır. Bu insanlara Suriye vatandaşlığı ve pasaport verilmemiştir. Ayrıca nüfus sayımlarında gözükmeyen Kürtlere de ‘maktum ‘ yani kayıtsız kuyutsuz uygulaması yapılmıştır. Bu insanların doğan çocukları anne babaları ecnebiyse ecnebi sayılmıştır. Eğer anne babadan birisi maktumsa veya anne Suriyeli fakat baba ecnebiyse, doğan çocuk yine maktum sayılmıştır. Bu insanlar kendilerini diğer Suriyelilerden ayıran kırmızı renkli bir kimlik taşırlar.

Bugün dahi Suriyeli Kürtlerin kendileri veya çocukları Suriye vatandaşı sayılmamaktadır. Essad son günlerde zorlanınca bu statü değişimini bir havuç olarak kullanmaya başlamıştır. Doğan çocukların üzerinden kan bağlantısı süren bir rejimin değerlendirmesini sizlere bırakıyorum. Türkiye’de yaşayan Kürtlerin geçmişte bu veya buna benzer bir uygulamaya maruz kalmamış olması da Türkiye’nin göreceli olarak bölgesinde daha ileri demokrasi olduğunun ayrı bir göstergesi olduğu belirtmekte fayda var.

Son Güncelleme ( Cuma, 04 Mayıs 2012 05:00 )
Devamını oku...
 
EYY AMERİKAN GENÇLİĞİ! PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Salı, 17 Nisan 2012 16:07
ABD’yi kuranlar büyük çiftlik sahipleri olduğu için kurucu babaların ‘Gençliğe Hitabeleri’ yok. Eğer böyle bir Hitabeleri olsaydı ve Amerikan gençliğine göreve çağırsalardı, herhalde ‘ Birinci vazifen, Borçlarını ödemektir !’ derlerdi.


Değerli Dostlar bu haftaki analizim Amerikan genç kuşağının ekonomik kuşatma altında olması.


Durumları Parlak Değil:


Tunus’ta, Mısır’da ve diğer ülkelerde gençler toplumsal değişimleri tetikliyor, batıda bu daha uzun bir süreç. Birincisi kurumlar daha güçlü ve köklü ikincisi genel ekonomik seviye değişimi zor kılmakta ( Zincirlerden başka kaybedecek şeyler var )


Amerika’nın birde özel konumu bulunmakta, ABD çağdaş anlamda yegâne dünya çapında imparatorluk olduğu için Amerikan sosyal olayları dünyayı etkiliyor.


Roma tarihinden bu yana açık uçlu tartışmadır. İmparatorluklar nasıl çöker? Çökme içerden mi başlar dışarıdan mı? Çökme hızı ve zaman süreci nedir? Bunlar ilginç ve cevabı zor sorulardır. Örneğin Roma İmparatorluğunun çökmesi asırlar almıştır. Aynı süreç Osmanlı İmparatorluğu içinde geçerlidir.


Tabii bu süreç yaşanırken o imparatorluğun üyelerinin günlük yaşam içinde çöküşü nasıl algıladıkları ya da algılayamadıkları da ayrı bir hikâye. Klasik örnek biyolojiden verilir: Kaynayan suya atılan kurbağa can havliyle zıplar ve kurtulur. Buna karşılık ılık suya atılan kurbağa, yavaş yavaş ısınan suda gelişmelerden bihaber kaynayıp gider. İmparatorluklar da çöküşü birebir yaşayan kuşakların sonu da işte bu biçim oluyor bazen.


Gelelim Rakamlara:


1984 senesinde net varlık olarak 65 yaş ve üzeri Amerikalıların varlığı $ 120 bin. 35 yaş ve altı Amerikalıların net varlığı $11 bin 500. 2009 yılına geldiğimizde aynı rakamlar $170 bin ve $ 3 bin 600. Açıkçası çeyrek yüzyılda yaşlı Amerikalılar biraz daha zenginleşirken genç kuşak korkunç bir varlık kaybına uğramış. Güncel rakamlar elimde yok ama sanıyorum gençler bugünlerde sıfır veya sıfırın altında. Başka bir deyişle yaşlı Amerikalıların net varlığı ( Varlıklar- Yükümlülükler ) yüzde 42 artarken genç Amerikalıların ki yüzde 68 düşmüş.

Son Güncelleme ( Salı, 17 Nisan 2012 19:36 )
Devamını oku...
 
ENTELLEKTÜEL FAHİŞELER PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Cuma, 30 Mart 2012 19:31

Son günlerde özgür basın, yandaş medya, hedef gazeteciler, MİT'çi gazeteciler, postal yalayan gazeteciler, şovenist medya gibi bir dizi slogan havada dolanıyor.


Bu haftaki analizime bu konuda yayınlanmış tarihi bir örnekle girmek istiyorum. Öncelikle hatırlatmakta yarar görüyorum. Türkiye medyası, padişah Abdülhamit döneminde hızlanan batılılaşma ve değişim ortamından bu yana taraflı olmuştur. Ya iktidardan yana ya dış güçlerden yana olma geleneği kemikleşmiş bir unsurdur. Batı dilinden alıntı 'Journal' gazete anlamına gelen bir kelimedir. Padişaha 'Jön Türkleri' ihbar edenlere 'Jurnalci' lakabı takılmasıyla kelimenin evrim geçirmesi tesadüf değildir.


Bu satırları takip eden bilinçli okurlar 'önüne konulanı yemeğe alışkın' sürü toplumundan farklı bir toplum mücadelemi bilirler. Bu haftada bu konuyu irdeleyeceğim.


Ancak öncelikle yakından takip ettiğim, hiciv yeteneği yüksek genç köşe yazarı Oray Eğin'den bir alıntı yapmak istiyorum. Eğin 3 Ekim 2011 tarihinde Akşam'da ki köşesinde veda yazısında aşağıdaki girişi yazmıştı:


' Ben bu geneleve 16 yaşında düştüm. Kapıdan girer girmez içerisinin tahmin ettiğimden bile daha kirli, tavizlere daha açık olduğunu anladım. Fakat içeri bir girdin mi bir daha çıkamıyorsun. Bakire kalacağımı düşünecek kadar aptal değildim tabii ki, ama kendimi 'Ruhuma asla!' diye teselli ettim, buna sadık kalmaya özen gösterdim.
Gazeteciliğin herkesle yatağa girip kimseden hamile kalmamak olduğunu da erken yaştaki tecrübelerimden öğrendim'

 

Devamını oku...
 
Türkiye’yi Kaç Kişi İdare Ediyor PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Çarşamba, 29 Şubat 2012 06:19

  

Geçtiğimiz günlerde yayınlanan bir istatistik verisi beni yıllar öncesine götürdü. Bundan yaklaşık 20 küsur sene önce takdir ettiğim bir mesai arkadaşım olan Kenan’a söylediklerimi billur bir pınar gibi hatırlıyorum. ‘ Sen sandıktan çıkan oylara bakma. Son analizde Türkiye’yi 2500 kişi yönetir’ diye uyarmıştım dostumu. Aradan birkaç yıl geçtikten sonra bana hak verdiğini söylemişti arkadaşım.

 

Konuya bu şekilde yaklaşınca haliyle ortaya bir soru, birde kavram kargaşası çıkmakta. Soru doğal olarak kim bu 2500 kişi ve bu yaklaşım hala geçerli mi?  Bu hafta bu sorunun cevabını analiz edeceğim.

 

Önce isterseniz kavram kargaşası nerede ona bakalım. Başlıktaki kelime tesadüfen seçilmiş değil. Neden ‘ İdare’ fiilini kullandım da, ‘ Yönetmek fiilini değil. Belki biricisi eski ötekisi yeni Türkçe şeklinde düşünebilirsiniz ama benim yaklaşımım farklı. Yönetmek çağrıştırdığı kavram ve ruh hali olarak belirli bir kontrol hissini beraberinde getiriyor. Hedef tespit edilmiş, yol haritası elde riskler ve tehlikeler tanımlanmış. İdare etmek ise daha sulandırılmış bir kavram.  Günü kurtar, durumu idare et, ‘yapıyormuş gibi’ davran, cinsinden. Son günlerde kabaran Osmanlı merakına iz düşersek,  ‘İdareyi Maslahat’ yani statükoyu koru duygusunu çağrıştıran bir fiil idare etmek.

  

Kim Bu 2500 Atlı?

 

‘Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik’, demiş şair.  2500 atlı olarak bizimkiler acaba ne kadar neşeliler.  Neşeleri çocuklar gibi mi, bıyık altından mı gülüyorlar. Yoksa mühim adam havasında somurtkan suratlarıyla egoların mı bilemekteler.  En iyisi gelin bence konumlarından yani bindikleri atlardan hareket ederek 2500 süvariyi tanımlamaya çalışalım.

 

Seçilmişlerden başlayacak olursak ‘İcraatın’ başı ve ekibi kesinlikle bu gruba dâhil. Ana muhalefet? Eh işte. Belki kendi bankaları üzerinden etkili olabilecek üç beş atlı. Atanmışlara bakacak olursak, Adalet grubu bir hayli kalabalık. Yargıda bol binek atı var. Eğere kurulan gruba dahil olmakta. Diyanet güçlü bütçesi nedeniyle, Maliye ‘top attırma gücü’ açısından sipahi katkısı yüksek kurumlar. Genel ve özel kurmaylarımızı da listeye eklemeden olmaz. Netekim onlarında vatanı özellikle de iç düşmanlardan koruma görevi, kutsal bir atanmışlık olarak vücut bulmuş.  Son olarak Vakıfları da bu guruba eklersek, Ankara’da sayım işimizi bitirmiş oluruz.

 

Artık gözlerimizi İstanbul’a çevirirsek orada hangi binek atına hangi süvariler binmekte yakinen görebiliriz. Tabii bunun için İstanbul’da At Meydanı’na gitmemiz gerekmiyor. (Oralarda at izi it izine karışmış olabilir). Bizim için ekranlarda haberleri pişirenlere, gazetelerde manşetleri atanlara, köşelerinde bağlı oldukları mercilere servis yapanlara bakmak yeterli.

 

Birde özellikle patronlar arasında göz gezdirmekte fayda görüyorum.  Kendi işinde gücünde savaş veren girişimci çok. Onları söz konusu süvari grubundan tenzih ederim. Ancak gümrük duvarları, döviz kuru, medya sübvansiyonu, faiz oran gibi faktörlere geçimini bağlamış olanlarda var. Kendilerini hedef göstermemek için genelde Ankara’da ata binmiş dublör süvari kullanırlar. Bir ipucu vereyim. Sizler onları her kokteylde boy gösteren vatandaşlar olarak tanıyabilirsiniz. İşte onlarda bu süvari ekibinden.

 

Gelelim İstatistik Verisine:

 

Açılış cümlede söz ettiğim veriyi unutmadım. Ankara’da bir kurum var. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu. Rakam onlara ait. 74 milyonluk bir ülke olan Türkiye’de sadece 45 bin kişi evet toplam nüfusun sadece yüzde 0,1 ( yanlış okumadınız yüzde sıfır nokta biri) ülkedeki toplam tasarruf mevduatının yüzde 47 sini elinde tutuyor. Sizin anlayacağınız 75 bin kişi bu ülkenin toplam tasarrufunun yarısına sahip. Titanik gemisini batıran buzdağının görünen kısmından bile daha vahim bir oran.

 

 Basit bir hesapla 75 bini bölü 2 bin 500’e eşittir 30. Demek ki kanat önderi olarak kamu oyunu oluşturan 75 bin kişinin arasından her 30 kişide biri lider olarak ata binmiş. Sonuçta benim 2500 kişilik benzetmem o kadar da abartılı gözükmüyor değil mi efendim.

 

 Peki değişen bir şey yok mu?

 

Toz Duman Dağılınca:

 

Türkiye’de okur-yazarların kronik hastalığı olan toplum mühendisliğine soyunmak istemiyorum. Beni aşar. Uzaktan bakmanın getirdiği bağışıklıkla kronik hastalığa bulaşmadan gözlediğim şu:

 

Ergenekon, Şike, Bedelli Askerlik, Anayasa Değişikliği, Kıbrıs Sorunu, HSYK, Cemaat, Kürt Açılımı ve benzeri birçok konu başlığının kökünde 2500 süvarinin kim olacağı kavgası yatmakta. Bu sorun bir defa çözüldükten sonra 2500 sayısı değişir mi?

 

Hep beraber göreceğiz.

 

28Şubat 2012

        
Son Güncelleme ( Çarşamba, 29 Şubat 2012 06:36 )
 
Beraber Şiştik Biz Bu Yollarda PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Cumartesi, 04 Şubat 2012 08:41

 

 

Geçtiğimiz yıl İngiltere Kraliçesi İktisat Kongresini açmak üzere bir toplantıya gider. Katılımın yüksek olduğunu fark eden Kraliçe Baş Mabeyinciye ‘Kim bu kalabalık’ diye sorunca ‘Çoğu iktisatçılar haşmetlim’ cevabını alır. Kraliçe tanıdığımız tiz sesiyle gayri ihtiyari yorum yapar ‘ O zaman neden bir türlü krizden çıkamıyoruz ?’

 

Neden Çıkamıyoruz?

 

2008 büyük krizinden bu yana dünyada ekonomik şartlar düzelmedi. ABD bir türlü ayağa kalkamadı. AB her gün yeni bir krizle güreşiyor, Japonya 20 senedir anemik hasta, Çin sanıldığından daha fazla sorunlu.

 

Bilge kişiler her sene krizin bu sene biteceğini söylüyorlar ama beklenen düzelme bir türlü gelmiyor. Hükümetler klasik ekonomik araçlarla ekonomileri resesyondan çıkarmak için uğraşmakta.

 

Ekonomistlerin tamir kutusunda ne varsa ortaya döküldü ama istenilen sağlıklı sonuca bir türlü ulaşılamadı. Düşük faiz, kamu alt yapı harcamaları, vergi indirimleri, para basma vs gibi bilinen bütün araçlar hastayı bir türlü ayağa kaldıramadı. Dünyanın büyük ekonomileri sürekli kronik hasta durumundalar. İki gün iyiler üçüncü gün hasta.

 

Son Güncelleme ( Pazartesi, 05 Mart 2012 19:03 )
Devamını oku...
 
ÇİFTE STANDARDA BAŞKALDIRI PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Salı, 24 Ocak 2012 05:59

Two facedÇİFTE STANDARDA BAŞKALDIRI

  Malumunuz ABD’de Başkanlık adayı ön seçimi bir ‘medya sirki’  havasındadır Başlangıçta bir düzine aday çıkar, bunların farklı çapları vardır. Bu sene ki seçimlerde Başkan Obama Demokrat partiden olduğu için demokratlar cephesinde ön seçim karnavalı yaşanmıyor. Cumhuriyetçiler Obama’ya karşı çıkacak aday yarışı içindeler.

Süreç şöyle işler: Her başkan adayı eyalet bazında partinin delegelerinden oy toplamak için o eyaleti karış, karış gezer. Birkaç eyalet sonucundan sonra sahadaki bir düzine adaydan çoğu havlu atar ve geriye iki üç aday kalır. Bu seferde öyle oldu ilk iki eyaletten sonra iki kişi öne çıktı. Birincisi Mitt Romney ikincisi Newt Gingrich.

Mitt Romney çok zengin bir iş adamı. Mal varlığı 300 milyon dolar civarında. Daha önce Massachusetts eyaletinde valilik yapmış. Finansman sıkıntısı çeken 2002 Kış Olimpiyatlarına para bularak başarılı bir organizasyona CEO’luk yapmış birisi. İnanç olarak Mormon dinine bağlı.

Newt Gingrich deneyimli bir politikacı. Uzun yıllar Meclis Başkanlığı yapmış. Cumhuriyetçi olmasına rağmen Başkan Clinton döneminde Demokrat Beyaz Sarayla iş birliği yaparak bütçeyi denkleştirme başarısına imza atmış birisi. Kendisini birkaç yıl önce bir söyleşide dinleme fırsatım oldu. Entelektüel birikimi olan iyi bir hatip Gingrich. Newt’in tek açık noktası geçmişte yaşadığı evlilik tecrübeleri. 

Medyaya Çaktı Oyları Kaptı:

Geçtiğimiz hafta sonu Güney Karolayna ön seçimleri vardı. Genel kanı Romney’in bu eyaleti kaz anacağı ve bundan sonra yarışta tek kalacağı yönündeydi. Anketler bu çıkarımı destekliyordu.

Genelde, Obama’ya rakip olabilecek pratik çözüm sahibi işi bilen Cumhuriyetçi adayın Romney olduğu intibası yaygındı.

Seçine iki gün kala Gingrich’in eski ikinci eşi ulusal kanal ABC’ ye çıkıp ‘ Eski kocam bana bir başka  kadınla ilişkim var, ya ‘açık evliliği’ kabul et, ya da boşanalım teklifi yaptı’ beyanatını verdi. ‘Eski kocam Newt Gingrich ahlaksız birisidir’ diyerek Cumhuriyetçi adayı yerden yere vurdu.

Bu mülakat sonrası tüm medya, Amazon nehrine yanlışlıkla düşen kuzuya saldıran piranhalar gibi, Gingrich’e saldırdılar.

Son açık oturumda adaylar CNN stüdyolarında bu magazin rüzgârının esintili havasında toplandılar. John King ilk soruyu Gingrich’e yöneltti ve karısının beyanatı hakkında neler söylemek istediğini sordu.

İşte ne olduysa bundan sonra oldu. Gingrich özetle Başkanlık seçimi açık oturumunda ilk sorunun bu şekilde başlamasının utanç verici olduğunu, önlerinde çok daha önemli meseleler varken  özel hayata bu kadar girilmesinin ve didiklenmesinin utanç verici olduğunu belirtti. CNN sunucusunun yüzü kireç gibi bembeyaz oldu.

Bir anda salondakiler ayağa fırladı ve Gingrich’i yüzlerce kişi ayakta alkışlamaya başladı. Dikkatinizi çekerim bu salonu dolduranlar Cumhuriyetçi, sağcı, tutucu ve dindar bir grup. İlla bir teşbih gerekirse AKP seçmenine daha yakın duran bir seçmen kitlesi.

Newt Gingrich vücut lisanıyla, konuşma stiliyle ‘Main Stream Media’ dediğimiz ‘Ana Medya’ya’ resmen ‘f..k you’ siz kendinize bakın, dedi.

Son Güncelleme ( Pazartesi, 05 Mart 2012 19:14 )
Devamını oku...
 
2012’in MODU PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Cuma, 13 Ocak 2012 07:43

2012’in MODU

  

Bugün modumda değilim’, şehirde konuşulan Türkçeye yerleşti. İngilizceden doğrudan transfer edilmiş bir deyimdir. Kelime esasında ‘mood’ olarak yazılır. İngilizcede ‘oo’  ‘u’ olarak telaffuz edilir.  Yazılışı doğrudan Türkçeye ‘mod’ olarak geçmiş kelimenin. Genel anlamda ruh hali, gönlüm, ‘havam’ anlamında kullanılmakta.

 

Değerli okurlar 2012 işte böyle yanlış yazılmış yanlış telaffuz edilmiş bir yıl olmaya namzet. Benzetmemizi şimdilik ‘halet-i ruhiye’ anlamına gelen ‘mood’ kelimesiyle sınırlı tutalım. Analizimizde 2012’yi değerlendirirken ‘pantaloon’ un yanlış telaffuzundan doğan ‘pantolon’ benzetmesiyle eksen kayma riskinden kendimizi koruyalım.

  

2012 de Neler Olacak:

 

Türkiye’nin son yıllarda kazandığı ekonomik ve siyasi başarılar özgüveni arttırmış durumda. Bu özgüvenin dikkatli kullanılması ve yanlış adımlara yol açmaması Türkiye için en kritik faktördür.

 

Türkiye’nin yaptırım gücü son analizde etrafında olan biten gelişmelerle sınırlıdır. Emin olun 2012’de Türkiye’nin etrafında ‘çok şeyler’ olup bitecek. Yaygın medya deyimiyle ‘şok şeyler’.

 

Etrafımızda olan biteni ülke bazında irdelersek:

 

Suriye: ABD askeri bir müdahalede bulunmayacak. Türkiye devlet olarak, AKP siyasi iktidar olarak, Suriye’de çoğunluğu oluşturan Sünnilerin hür seçimler yoluyla iktidara gelmesi için uğraşacak. Esad sonunun Kaddafi’den beter olduğunu bildiği için ölümüne direnecek. Sonuç; Suriye’de kan akmaya devam edecek. Eğer gelişmeler kontrolden çıkarsa Türkiye’ye geçmişte Bulgaristan’da olduğu gibi 2 milyon göçmen akımıyla karşı karşıya kalacak. Sosyal olarak istenmeyen gerilimlere yol açabilir. İktisadi olarak enflasyonist baskıdır.

 

İran: Ülkeyi yöneten ruhban sınıfın nükleer bombada ısrar etmesi ülke ekonomisini tahrip etmeye devam ediyor. Geçen ay İran riyali yüzde 20 değer kaybetti. İran Hürmüz Boğazını kapatırsa kendi bindiği dalı da kesmiş olur.

 

Rasyonel beklentiler İran’ı yönetenlerin halkın daha fazla eziyet çekmesine izin vermeden bir çözüme yanaşması yönünde. Ancak İran’da 30 küsur yıldır iktidar olan Şiiler iktidarı sürdürmek için rasyonel davranmaya bilir.

 

İran’ın Türkiye’yle arası 2012’de daha da gerginleşecek. Tehran’ın Suriye’de, Kuzey Irak’ta ve İsrail’le olan sürtüşmelerinde Türkiye taraf olacak ve genelde İran’ın karşı saffında yer alacak. 2011’in son çeyreğinde İran’da başlayan sermaye kaçışı hızlanarak devam edecek ve Türkiye’yi sermaye girişi olarak pozitif etkileyecek.

Son Güncelleme ( Pazartesi, 05 Mart 2012 19:05 )
Devamını oku...
 
2011’in PALYAÇOSU PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Cumartesi, 31 Aralık 2011 00:59
                       2011’in PALYAÇOSU  

Taşrada bir sirk düşünün. Çadır tıklım tıklım dolu. Gösteri başlamadan az önce sahne arkasında yangın çıkar. Panik halindeki sirk direktörü,  kıyafetlerini giymiş sahne almaya hazır palyaçoyu sahneye sürer ve seyircileri uyarmasını söyler. Palyaço seyircileri derhal salonu terk etmeleri için uyarır. Seyirci, uyarıyı sirk programının açılışı sanır. Palyaço el kol hareketleri yaptıkça seyirciler gülmekten kırılıp geçerler. Çaresiz palyaço uyarıların dozajını artırdıkça seyircilerin kahkahaları coşar. Kısa süre sonra alevler bütün binayı ve seyircileri sarar. Yukarıda aktardığım alıntı  dünyanın en tanınmış filozoflarından Danimarkalı Soren Kierkegaard’a aittir. Filozof 19.uncu yüzyılda tasarladığı ikilemle Hıristiyan inanç dünyasının inancını yitirdiğini, yanlış anlaşılmanın nefreti ve savaşları beraberinde getireceğini ve sonunda tüm dünyanın alev sarmalı içine düşeceğini öne sürmektedir. Bir anlamda  cehennemin yeryüzündeki giriş katına ziyaret.

 

 Palyaço sahneye fırlamadan önce üzerindeki giysileri çıkarmayı akıl etse, acaba seyircileri yaklaşan alevlere karşı uyarabilir miydi? Komik olması gereken ve güldürü görevini üstlenmiş bir palyaço, seyircilerin beklentisini, giysilerini değiştirerek, kırabilir miydi? İnsanlar kurtarılabilir miydi? Bilinmez. Bilinen, medyatik 21.yüzyılda, görüntü ve gerçeğin bir gergef gibi nasıl iç içe geçtiği.

 

Danimarkalı filozof  benzetmeyi kendi inanç dünyası için yapmış ancak bu dahiyane benzetme, 2011 senesi içinde Türkiye’ye ve Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullara bence çok uygun. 

 

Esinlenme :

 

Bu benzetmeden esinlenerek ben de, son birkaç senedir sizlerle paylaştığım analizlerimi perspektif içine koymak istiyorum. Türkiye’nin iç politikası ve günlük yaşamı yazımızın konusu değil. O konu zaten televole kültürü içinde, her tanesi birbirinden farksız, bir avuç leblebi gibi, kavrulup gidiyor.

 

 Ancak birkaç yıllık süreç içinde işler biraz farklı. Yanlış anlaşılmasın benim burada yapmak istediğim ‘Ben zamanında yazmıştım’ gibisinden ego tatmini yapmak değil. Siz zaman ayırıp okuyorsunuz bende ayırdığınız zamanın boşa gitmediğini, bilinçli bir vatandaş olmanın zevkini sizlerle paylaşıyorum.

  

-Komşuda Pişer 14 Aralık 2008 yazımda Yunanistan’da yaşanan olayların 2008 ekonomik krizinin sosyal patlamasının ilk işaretini olduğunu yazmıştım. Komşuda durum ortada.

 

-Arap Baharı 24 Nisan 2005 analizimde 6 sene önce sizlerle paylaştıklarım tek tek ortalığa saçıldı.

 

Başıma Düşen Elma 1 Aug 2007 analizimde CHP’nin siyasi parti olma özelliğini kaybettiğini, Türkiye’de demokrasinin önünü açmak için Vakıf’a dönüşmesini önermiştim. Kaset skandalıyla başlayan süreç devam etmekte. Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal daha fazla yıpranmadan CHP’li yöneticilerin ellerini çabuk tutmalarını bir kez daha tekrarlıyorum.

 

AB Hangi İstikamet? ve AB Doğru İstikamet Mi ? Aug. 2004

 

analizlerimde bugün Avrupa’nın batmakta olan ülkelerini, Avro’nun düşeceği durumu sizlere aktarmıştım.

 

Nika Ayaklanması, 2 Kasım 2009 analizimde Bizans’da sporun politik kültür ruhunun, Kustantiniye üzerinden İstanbul’da hala yaşadığı sinyalini aktardım. Şike olayları ortada.

 

Ve Son olarak

 

Ne Olacak Bu Memleketin Hali ? Aug. 2011 analizimde Dolar’ın yıl sonunda 2,  Borsa’nın da 52 bin civarında olacağını yazmıştım. Tuttu.

  

Sizlerle eski analizlerimin bazılarını paylaştım. Hepsi arşivde tek tek gözden geçirebilirsiniz

  

Ve 2012 : 

 

31 Aralık gece saat 12 insanların seçtiği sembolik bir an. En uzun gece 21 Aralık gibi bio-ritmik bir anlamı yok. Mevsimsel ya da uzay bağlantılı bir değer de taşımıyor. Yeni Yıl sadece simgesel bir anlam taşımakta. Günlerin akışı içinde, bir an durup, geçen 12 ayı değerlendirmek gibi. Gelecek 12 ay için, hevesler taşımak gibi. Gençler için gelecek 12 ay daha heyecan verici, kemale erenler için ‘bir yıl daha devirdik’ baskın duygu. Yaşını başını almışlar için ‘ İşte geldik gidiyoruz şen ola Halep şehri’ belki daha yerinde bir deyim. Hayatın hangi evresinde olursanız olun, yaşam umut demektir, elden bırakılmaz.

 

Yeter ki bilinçli yaşansın.

 

                                     Mutlu Yıllar 

    


 

 
Son Güncelleme ( Cumartesi, 31 Aralık 2011 01:23 )
 
İKİ TURKEY YEMEĞİ PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Cuma, 02 Aralık 2011 07:02

İKİ TURKEY YEMEĞİ

Geçtiğimiz hafta ABD’de Thanksgiving = Şükran Günü haftasıydı.  Amerikan argosunda ‘Turkey Dinner’ olarak da geçer. Analizlerimi okuma teveccühü gösteren dostlar bilir, genelde makro konuları işlerim.Kişisel olarak makro konuların sağlam mikro temellere dayalı olanlarının sürdürülebilir olduğuna inanan birisiyim.

Bu hafta geleneğimden farklı olarak bir mikro konuyu yazacağım. Kendi tecrübemi ve katıldığım iki Şükran Günü yemeğini ele alacağım.  

Katıldığım Birinci Yemek:

 

Bu yemek tam bir aile yemeği oldu. Şükran Günü Kasım’ın son Perşembesine denk gelir, genelde aileler toplanır ve büyük bir yemek yenir. Yemek akşamüstü saat 4 gibi başlar 3 saat sürer, yemekten sonra sezon derbileri,  Amerikan futbolu maçları seyredilir.

 

33 seneden beri bu ülkede yaşıyorum, biraz bu kültürü tanıyorum. Şükran Günü yemeğinin özünde barış, diyalog ve karşı tarafı yakından tanıma gayreti vardır.

 

Tarihi söylemlere göre Amerika’ya gelen ilk göçmenler oldukça zor bir yıl geçirir. Birinci yılın sonunda yerel halk ‘Kızılderililer’ onlara mısır ve hindi başta olmak üzere yiyecekler sunarak bir barış yemeği düzenler.

 

Şükran Gününde bu gelenek hale devam etmektedir ve yemeğe misafir davet etmek hele, hele uzak diyarlardan birisinin masada bulunması ayrıcalıktır. 33 senedir bu duyguyu zevkle tatmaktayım.

 

Geçtiğimiz Perşembe akşamı masada 10 kişiydik. Davet sahibi çift ben ve iki oğlumu misafir etmekten mutluluk duydukları belirtiler. Sadece bu yemek için küçük oğlum uzaklardan geldi.  Davetliler arasında gençliğini ‘hippi’ olarak geçirmiş ressam bir bayanda oldukça uzak mesafeden gelmişti. Masada ressam bayanın oğlu ve 15 yıl önce boşandığı oğlunun babası zenci eski eşi de bulunmaktaydı. Davet sahibi ailenin, ressam bayanın ve benim çocuklarımın aynı liseden mezun olmaları yemeğe ayrı bir sıcak hava kattı. 10. davetli diğer dokuzumun aksine, geçmiş 6 yıl içinde bu yemeğe katılmamış ve ilk kez bizlerle beraber olan bir bayandı. Bu günlerde eşinden ayrılma sürecinde olduğu için moral yemeği olarak davet edilmişti.

 

Şükran Günü yemeği menüsün ana yemeği her zaman fırınlanmış büyük bir hindidir. O akşamda öyle oldu. Ev sahibi dostum masadaki gençler ide göz önüne alarak ayrıca bir kuzu butu hazırlamıştı. Bu yemeğe geleneksel olarak misafirlerde yiyecek getirirler. Bende sevgili dostum Aylin’e rica ettim, Türk mutfağı masada temsilde eksik kalmasın diyerek patlıcan salatası ve zeytinyağlı kereviz hazırlattım.

 

Ev sahibi dostum tam bir şarap konösörü olduğu için içecek konusunda sıkıntı çekilmedi.

 
Son Güncelleme ( Pazartesi, 05 Mart 2012 19:07 )
Devamını oku...
 
KAPİTALİZM’İN SONU MU? PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Pazartesi, 14 Kasım 2011 07:18

KAPİTALİZM’İN SONU MU?                                                                                                                                                            

  

Sovyetler çöktü, Batılı tarihçiler ( Fukiyama vs ) tarihin sonu dediler. Şimdilerde kazın ayağı başka gözükmekte. Kapitalizm’in şahikası ABD’de ‘Wall Street’i İşgal Et’ hareketi ülke çapında ivme kazanmış bulunuyor. New York kentinde başlayan hareket dalga dalga diğer kentlere dağılıyor.

 

Konuyu önemsemek istemeyenler ‘kış gelince dağılırlar’, ‘ bunlar romantik sosyalist’ gibisinden klişelerle durumu geçiştirmeye çalışıyor.

  

Neden Önemli :

 

Türkiye’nin gündemi genelde birkaç kısır başlığa sıkışmış  ve ısrarla değişmiyor. Terör, futbol, paparazziler ve kaşalot medya mensupları muhabbetleri. Durum böyle olunca ‘önüme koyulanı yerim’ misali, küresel değişimlerin rüzgârından bihaber toplum, ancak sağanak yağınca farkında oluyor.

 

ABD’de iki önemli toplumsal gelişme var. Birincisi geçen yıl başlayan ‘ Tea Party = Çay Daveti’ ikincisi yukarıda sözünü ettiğim ‘Finans Kapital’ e başkaldırı. Piyasa ekonomisinin en gelişmiş aşamasını yaşayan ABD’de doğan bu toplumsal hareketlerin yeryüzüne ve Türkiye’ye yayılması kaçınılmaz.

 

Çay Partisi hareketine genelde sağcı ideoloji hâkim. İsmini Amerikan bağımsızlık hareketinin başlangıç noktası sayılan Boston’da İngiliz Çayının denize dökülmesinden alıyor. Ayrıca siyasi parti ve çay davetinin aynı kelime olmasından hoş bir seda oyunu yaratılmış. Ama sizleri yanıltmasın. Hareketin söylemi, aşırı dinci, ırkçı ve içine dönük bir Amerikan toplumunun özlemi içinde.

 

İşgal Hareketi daha enteresan boyutlar taşımakta. Avatar filmini hatırlarsanız. ,İnsanoğlu değerli bir madeni elde etmek için başka bir gezegenin doğasını yok etmekteydiler.  Film,  vahşi kapitalizm örneğini beyaz perdeye taşımakta. Filmde Hollywood ruhuna sadık kalınarak sonunda iyiler kötüleri yeniyor ama gerçek hayat bambaşka. İşte, İşgal Hareketine bu açıdan ele almak gerekmekte. Girişim vahşi kapitalizme bir başkaldırıdır. Kapitalizm’in sembolü finans kapital olduğu için hareket New York’un borsa semtinden başladı.

 

İşgal Hareketi’nin çarpıcı sloganı ‘Biz Yüzde 99’uz’. Bu slogan hem bazı duyguları hem de bazı gerçekleri yansıtmakta. Amerikan’ın yüzde 1’i varlıkların büyük çoğunluğunu elinde tutmakta. Aynı yüzde 1,  politikacıları, lobiciler üzerinden satın alarak, Senato’dan kendilerini zengin edecek kanunları çıkartmakta.

 
Son Güncelleme ( Pazartesi, 05 Mart 2012 19:08 )
Devamını oku...
 
Diğer Makaleler...
<< Başlat < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 Sonraki > Son >>

Sayfa 7 > 9

Makaleler