• Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
Araçlar

engincivan.net

Sa
12
Ara
Biracılar Avrupa’sı PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Pazartesi, 14 Mayıs 2012 16:00
İnsanların, koşullanmış alışkanlıklarından vazgeçmeleri zor. Fransa ve Yunanistan’da siyasetçiler bir kere daha bunu öğrendiler. İyi niyetle, Avrupa’da savaşları bitirmek için kurulan ve yeşertilen AB çatırdıyor.

Bazı değerli beyinler konuyu ekonomik kriz olarak ele alıyor. Konu kriz olunca tartışma standart kalıplar içinde kalıyor.

Fransa’da yeni seçilen başkan büyümeye yönelik programlar mı uygulasın yoksa Alman usulü mali disiplin ve anti enflasyonist politikalar mı uygulansın şeklinde ucu açık tartışmalar yaratılıyor.

Bence bu tür tartışmalar sadece gerçeklerden uzak değil aynı zamanda zaman kaybı. Bugün Avrupa’da yaşanan olaylara kriz denilmesi sadece naiflik olur.

Avrupa’da yaşananların bir çok yönü var. Yaşanan olayların tarihsel açmazlara, ulus devletin tanımına, kapitalizmin geleceğine ( dolayısıyla sosyal devletin sınırlarına), sermaye-emek çatışmasına ve yeryüzü-insanoğlu ilişkisine kadar uzanan bir çok nedeni bulunmakta.

Bu sorunların bazıları 19.yüzyılda da vardı. Ancak Birinci ve İkinci Dünya savaşları bu sorunların çözümünü erteledi. Şimdi çözümün içine teknoloji ve yeni medya, çevre ve enerji gibi yeni değişkenlerde girince çözüm bir o kadar zorlaştı.

Son Güncelleme ( Pazartesi, 14 Mayıs 2012 16:02 )
Devamını oku...
 
Esad Kürt Devletinin Anası Olur Mu? PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Cuma, 04 Mayıs 2012 04:57


Daha önce Suriye üzerine iki kez yazdım bu da üçüncü yazım. Suriye’de çatışan taraflar ölüm-kalım mücadelesi vermekte. Çatışma uzadıkça bugüne kadar olaylara mesafeli duran Suriye Kürtlerinin denge unsuru olarak önemleri giderek artmakta.

Suriye’yi bugüne kadar yöneten Nusayri/Alevi azınlıkla nüfusun çoğunluğunu teşkil eden Sünniler arasında duran Suriyeli Kürtlerin terazinin ibresini değiştirme güçleri var. Bu gücün başlıca iki nedeni bulunmakta. Birincisi, Suriyeli Kürtler azınlıkların arasında yegâne Müslüman gruplar. İkincisi, Irak’ta yaşanmakta olan Kürt Rönesanssı, Suriyeli Kürtlere ilham kaynağı olmakta.


Suriye’nin Kürtlere Yaklaşımı:

Geçmişte P.K.K. güçlerine ev sahipliği yapmış olan Suriye yönetiminin kendi vatandaşı Kürtlere kötü davrandığı bir sır değil. O kadar ki Suriye’nin devletçi Baas partisi yönetimi 60lı yıllarda Suriyeli Kürtleri tamamen izole etmiş ve Hitler Almanya’sı benzeri kimlik taşımaya mecbur kılmıştır. Kürtlerin yaşadıkları, Suriye için zenginlik kaynağı olan mümbit toprak hızlı bir şekilde Araplaştırılmıştır.

Yaklaşık yarım milyon Kürt yabancı ( ecnebi) sayılmıştır. Bu insanlara Suriye vatandaşlığı ve pasaport verilmemiştir. Ayrıca nüfus sayımlarında gözükmeyen Kürtlere de ‘maktum ‘ yani kayıtsız kuyutsuz uygulaması yapılmıştır. Bu insanların doğan çocukları anne babaları ecnebiyse ecnebi sayılmıştır. Eğer anne babadan birisi maktumsa veya anne Suriyeli fakat baba ecnebiyse, doğan çocuk yine maktum sayılmıştır. Bu insanlar kendilerini diğer Suriyelilerden ayıran kırmızı renkli bir kimlik taşırlar.

Bugün dahi Suriyeli Kürtlerin kendileri veya çocukları Suriye vatandaşı sayılmamaktadır. Essad son günlerde zorlanınca bu statü değişimini bir havuç olarak kullanmaya başlamıştır. Doğan çocukların üzerinden kan bağlantısı süren bir rejimin değerlendirmesini sizlere bırakıyorum. Türkiye’de yaşayan Kürtlerin geçmişte bu veya buna benzer bir uygulamaya maruz kalmamış olması da Türkiye’nin göreceli olarak bölgesinde daha ileri demokrasi olduğunun ayrı bir göstergesi olduğu belirtmekte fayda var.

Son Güncelleme ( Cuma, 04 Mayıs 2012 05:00 )
Devamını oku...
 
EYY AMERİKAN GENÇLİĞİ! PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Salı, 17 Nisan 2012 16:07
ABD’yi kuranlar büyük çiftlik sahipleri olduğu için kurucu babaların ‘Gençliğe Hitabeleri’ yok. Eğer böyle bir Hitabeleri olsaydı ve Amerikan gençliğine göreve çağırsalardı, herhalde ‘ Birinci vazifen, Borçlarını ödemektir !’ derlerdi.


Değerli Dostlar bu haftaki analizim Amerikan genç kuşağının ekonomik kuşatma altında olması.


Durumları Parlak Değil:


Tunus’ta, Mısır’da ve diğer ülkelerde gençler toplumsal değişimleri tetikliyor, batıda bu daha uzun bir süreç. Birincisi kurumlar daha güçlü ve köklü ikincisi genel ekonomik seviye değişimi zor kılmakta ( Zincirlerden başka kaybedecek şeyler var )


Amerika’nın birde özel konumu bulunmakta, ABD çağdaş anlamda yegâne dünya çapında imparatorluk olduğu için Amerikan sosyal olayları dünyayı etkiliyor.


Roma tarihinden bu yana açık uçlu tartışmadır. İmparatorluklar nasıl çöker? Çökme içerden mi başlar dışarıdan mı? Çökme hızı ve zaman süreci nedir? Bunlar ilginç ve cevabı zor sorulardır. Örneğin Roma İmparatorluğunun çökmesi asırlar almıştır. Aynı süreç Osmanlı İmparatorluğu içinde geçerlidir.


Tabii bu süreç yaşanırken o imparatorluğun üyelerinin günlük yaşam içinde çöküşü nasıl algıladıkları ya da algılayamadıkları da ayrı bir hikâye. Klasik örnek biyolojiden verilir: Kaynayan suya atılan kurbağa can havliyle zıplar ve kurtulur. Buna karşılık ılık suya atılan kurbağa, yavaş yavaş ısınan suda gelişmelerden bihaber kaynayıp gider. İmparatorluklar da çöküşü birebir yaşayan kuşakların sonu da işte bu biçim oluyor bazen.


Gelelim Rakamlara:


1984 senesinde net varlık olarak 65 yaş ve üzeri Amerikalıların varlığı $ 120 bin. 35 yaş ve altı Amerikalıların net varlığı $11 bin 500. 2009 yılına geldiğimizde aynı rakamlar $170 bin ve $ 3 bin 600. Açıkçası çeyrek yüzyılda yaşlı Amerikalılar biraz daha zenginleşirken genç kuşak korkunç bir varlık kaybına uğramış. Güncel rakamlar elimde yok ama sanıyorum gençler bugünlerde sıfır veya sıfırın altında. Başka bir deyişle yaşlı Amerikalıların net varlığı ( Varlıklar- Yükümlülükler ) yüzde 42 artarken genç Amerikalıların ki yüzde 68 düşmüş.

Son Güncelleme ( Salı, 17 Nisan 2012 19:36 )
Devamını oku...
 
ENTELLEKTÜEL FAHİŞELER PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Cuma, 30 Mart 2012 19:31

Son günlerde özgür basın, yandaş medya, hedef gazeteciler, MİT'çi gazeteciler, postal yalayan gazeteciler, şovenist medya gibi bir dizi slogan havada dolanıyor.


Bu haftaki analizime bu konuda yayınlanmış tarihi bir örnekle girmek istiyorum. Öncelikle hatırlatmakta yarar görüyorum. Türkiye medyası, padişah Abdülhamit döneminde hızlanan batılılaşma ve değişim ortamından bu yana taraflı olmuştur. Ya iktidardan yana ya dış güçlerden yana olma geleneği kemikleşmiş bir unsurdur. Batı dilinden alıntı 'Journal' gazete anlamına gelen bir kelimedir. Padişaha 'Jön Türkleri' ihbar edenlere 'Jurnalci' lakabı takılmasıyla kelimenin evrim geçirmesi tesadüf değildir.


Bu satırları takip eden bilinçli okurlar 'önüne konulanı yemeğe alışkın' sürü toplumundan farklı bir toplum mücadelemi bilirler. Bu haftada bu konuyu irdeleyeceğim.


Ancak öncelikle yakından takip ettiğim, hiciv yeteneği yüksek genç köşe yazarı Oray Eğin'den bir alıntı yapmak istiyorum. Eğin 3 Ekim 2011 tarihinde Akşam'da ki köşesinde veda yazısında aşağıdaki girişi yazmıştı:


' Ben bu geneleve 16 yaşında düştüm. Kapıdan girer girmez içerisinin tahmin ettiğimden bile daha kirli, tavizlere daha açık olduğunu anladım. Fakat içeri bir girdin mi bir daha çıkamıyorsun. Bakire kalacağımı düşünecek kadar aptal değildim tabii ki, ama kendimi 'Ruhuma asla!' diye teselli ettim, buna sadık kalmaya özen gösterdim.
Gazeteciliğin herkesle yatağa girip kimseden hamile kalmamak olduğunu da erken yaştaki tecrübelerimden öğrendim'

 

Devamını oku...
 
Türkiye’yi Kaç Kişi İdare Ediyor PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Çarşamba, 29 Şubat 2012 06:19

  

Geçtiğimiz günlerde yayınlanan bir istatistik verisi beni yıllar öncesine götürdü. Bundan yaklaşık 20 küsur sene önce takdir ettiğim bir mesai arkadaşım olan Kenan’a söylediklerimi billur bir pınar gibi hatırlıyorum. ‘ Sen sandıktan çıkan oylara bakma. Son analizde Türkiye’yi 2500 kişi yönetir’ diye uyarmıştım dostumu. Aradan birkaç yıl geçtikten sonra bana hak verdiğini söylemişti arkadaşım.

 

Konuya bu şekilde yaklaşınca haliyle ortaya bir soru, birde kavram kargaşası çıkmakta. Soru doğal olarak kim bu 2500 kişi ve bu yaklaşım hala geçerli mi?  Bu hafta bu sorunun cevabını analiz edeceğim.

 

Önce isterseniz kavram kargaşası nerede ona bakalım. Başlıktaki kelime tesadüfen seçilmiş değil. Neden ‘ İdare’ fiilini kullandım da, ‘ Yönetmek fiilini değil. Belki biricisi eski ötekisi yeni Türkçe şeklinde düşünebilirsiniz ama benim yaklaşımım farklı. Yönetmek çağrıştırdığı kavram ve ruh hali olarak belirli bir kontrol hissini beraberinde getiriyor. Hedef tespit edilmiş, yol haritası elde riskler ve tehlikeler tanımlanmış. İdare etmek ise daha sulandırılmış bir kavram.  Günü kurtar, durumu idare et, ‘yapıyormuş gibi’ davran, cinsinden. Son günlerde kabaran Osmanlı merakına iz düşersek,  ‘İdareyi Maslahat’ yani statükoyu koru duygusunu çağrıştıran bir fiil idare etmek.

  

Kim Bu 2500 Atlı?

 

‘Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik’, demiş şair.  2500 atlı olarak bizimkiler acaba ne kadar neşeliler.  Neşeleri çocuklar gibi mi, bıyık altından mı gülüyorlar. Yoksa mühim adam havasında somurtkan suratlarıyla egoların mı bilemekteler.  En iyisi gelin bence konumlarından yani bindikleri atlardan hareket ederek 2500 süvariyi tanımlamaya çalışalım.

 

Seçilmişlerden başlayacak olursak ‘İcraatın’ başı ve ekibi kesinlikle bu gruba dâhil. Ana muhalefet? Eh işte. Belki kendi bankaları üzerinden etkili olabilecek üç beş atlı. Atanmışlara bakacak olursak, Adalet grubu bir hayli kalabalık. Yargıda bol binek atı var. Eğere kurulan gruba dahil olmakta. Diyanet güçlü bütçesi nedeniyle, Maliye ‘top attırma gücü’ açısından sipahi katkısı yüksek kurumlar. Genel ve özel kurmaylarımızı da listeye eklemeden olmaz. Netekim onlarında vatanı özellikle de iç düşmanlardan koruma görevi, kutsal bir atanmışlık olarak vücut bulmuş.  Son olarak Vakıfları da bu guruba eklersek, Ankara’da sayım işimizi bitirmiş oluruz.

 

Artık gözlerimizi İstanbul’a çevirirsek orada hangi binek atına hangi süvariler binmekte yakinen görebiliriz. Tabii bunun için İstanbul’da At Meydanı’na gitmemiz gerekmiyor. (Oralarda at izi it izine karışmış olabilir). Bizim için ekranlarda haberleri pişirenlere, gazetelerde manşetleri atanlara, köşelerinde bağlı oldukları mercilere servis yapanlara bakmak yeterli.

 

Birde özellikle patronlar arasında göz gezdirmekte fayda görüyorum.  Kendi işinde gücünde savaş veren girişimci çok. Onları söz konusu süvari grubundan tenzih ederim. Ancak gümrük duvarları, döviz kuru, medya sübvansiyonu, faiz oran gibi faktörlere geçimini bağlamış olanlarda var. Kendilerini hedef göstermemek için genelde Ankara’da ata binmiş dublör süvari kullanırlar. Bir ipucu vereyim. Sizler onları her kokteylde boy gösteren vatandaşlar olarak tanıyabilirsiniz. İşte onlarda bu süvari ekibinden.

 

Gelelim İstatistik Verisine:

 

Açılış cümlede söz ettiğim veriyi unutmadım. Ankara’da bir kurum var. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu. Rakam onlara ait. 74 milyonluk bir ülke olan Türkiye’de sadece 45 bin kişi evet toplam nüfusun sadece yüzde 0,1 ( yanlış okumadınız yüzde sıfır nokta biri) ülkedeki toplam tasarruf mevduatının yüzde 47 sini elinde tutuyor. Sizin anlayacağınız 75 bin kişi bu ülkenin toplam tasarrufunun yarısına sahip. Titanik gemisini batıran buzdağının görünen kısmından bile daha vahim bir oran.

 

 Basit bir hesapla 75 bini bölü 2 bin 500’e eşittir 30. Demek ki kanat önderi olarak kamu oyunu oluşturan 75 bin kişinin arasından her 30 kişide biri lider olarak ata binmiş. Sonuçta benim 2500 kişilik benzetmem o kadar da abartılı gözükmüyor değil mi efendim.

 

 Peki değişen bir şey yok mu?

 

Toz Duman Dağılınca:

 

Türkiye’de okur-yazarların kronik hastalığı olan toplum mühendisliğine soyunmak istemiyorum. Beni aşar. Uzaktan bakmanın getirdiği bağışıklıkla kronik hastalığa bulaşmadan gözlediğim şu:

 

Ergenekon, Şike, Bedelli Askerlik, Anayasa Değişikliği, Kıbrıs Sorunu, HSYK, Cemaat, Kürt Açılımı ve benzeri birçok konu başlığının kökünde 2500 süvarinin kim olacağı kavgası yatmakta. Bu sorun bir defa çözüldükten sonra 2500 sayısı değişir mi?

 

Hep beraber göreceğiz.

 

28Şubat 2012

        
Son Güncelleme ( Çarşamba, 29 Şubat 2012 06:36 )
 
Beraber Şiştik Biz Bu Yollarda PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Cumartesi, 04 Şubat 2012 08:41

 

 

Geçtiğimiz yıl İngiltere Kraliçesi İktisat Kongresini açmak üzere bir toplantıya gider. Katılımın yüksek olduğunu fark eden Kraliçe Baş Mabeyinciye ‘Kim bu kalabalık’ diye sorunca ‘Çoğu iktisatçılar haşmetlim’ cevabını alır. Kraliçe tanıdığımız tiz sesiyle gayri ihtiyari yorum yapar ‘ O zaman neden bir türlü krizden çıkamıyoruz ?’

 

Neden Çıkamıyoruz?

 

2008 büyük krizinden bu yana dünyada ekonomik şartlar düzelmedi. ABD bir türlü ayağa kalkamadı. AB her gün yeni bir krizle güreşiyor, Japonya 20 senedir anemik hasta, Çin sanıldığından daha fazla sorunlu.

 

Bilge kişiler her sene krizin bu sene biteceğini söylüyorlar ama beklenen düzelme bir türlü gelmiyor. Hükümetler klasik ekonomik araçlarla ekonomileri resesyondan çıkarmak için uğraşmakta.

 

Ekonomistlerin tamir kutusunda ne varsa ortaya döküldü ama istenilen sağlıklı sonuca bir türlü ulaşılamadı. Düşük faiz, kamu alt yapı harcamaları, vergi indirimleri, para basma vs gibi bilinen bütün araçlar hastayı bir türlü ayağa kaldıramadı. Dünyanın büyük ekonomileri sürekli kronik hasta durumundalar. İki gün iyiler üçüncü gün hasta.

 

Son Güncelleme ( Pazartesi, 05 Mart 2012 19:03 )
Devamını oku...
 
ÇİFTE STANDARDA BAŞKALDIRI PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Salı, 24 Ocak 2012 05:59

Two facedÇİFTE STANDARDA BAŞKALDIRI

  Malumunuz ABD’de Başkanlık adayı ön seçimi bir ‘medya sirki’  havasındadır Başlangıçta bir düzine aday çıkar, bunların farklı çapları vardır. Bu sene ki seçimlerde Başkan Obama Demokrat partiden olduğu için demokratlar cephesinde ön seçim karnavalı yaşanmıyor. Cumhuriyetçiler Obama’ya karşı çıkacak aday yarışı içindeler.

Süreç şöyle işler: Her başkan adayı eyalet bazında partinin delegelerinden oy toplamak için o eyaleti karış, karış gezer. Birkaç eyalet sonucundan sonra sahadaki bir düzine adaydan çoğu havlu atar ve geriye iki üç aday kalır. Bu seferde öyle oldu ilk iki eyaletten sonra iki kişi öne çıktı. Birincisi Mitt Romney ikincisi Newt Gingrich.

Mitt Romney çok zengin bir iş adamı. Mal varlığı 300 milyon dolar civarında. Daha önce Massachusetts eyaletinde valilik yapmış. Finansman sıkıntısı çeken 2002 Kış Olimpiyatlarına para bularak başarılı bir organizasyona CEO’luk yapmış birisi. İnanç olarak Mormon dinine bağlı.

Newt Gingrich deneyimli bir politikacı. Uzun yıllar Meclis Başkanlığı yapmış. Cumhuriyetçi olmasına rağmen Başkan Clinton döneminde Demokrat Beyaz Sarayla iş birliği yaparak bütçeyi denkleştirme başarısına imza atmış birisi. Kendisini birkaç yıl önce bir söyleşide dinleme fırsatım oldu. Entelektüel birikimi olan iyi bir hatip Gingrich. Newt’in tek açık noktası geçmişte yaşadığı evlilik tecrübeleri. 

Medyaya Çaktı Oyları Kaptı:

Geçtiğimiz hafta sonu Güney Karolayna ön seçimleri vardı. Genel kanı Romney’in bu eyaleti kaz anacağı ve bundan sonra yarışta tek kalacağı yönündeydi. Anketler bu çıkarımı destekliyordu.

Genelde, Obama’ya rakip olabilecek pratik çözüm sahibi işi bilen Cumhuriyetçi adayın Romney olduğu intibası yaygındı.

Seçine iki gün kala Gingrich’in eski ikinci eşi ulusal kanal ABC’ ye çıkıp ‘ Eski kocam bana bir başka  kadınla ilişkim var, ya ‘açık evliliği’ kabul et, ya da boşanalım teklifi yaptı’ beyanatını verdi. ‘Eski kocam Newt Gingrich ahlaksız birisidir’ diyerek Cumhuriyetçi adayı yerden yere vurdu.

Bu mülakat sonrası tüm medya, Amazon nehrine yanlışlıkla düşen kuzuya saldıran piranhalar gibi, Gingrich’e saldırdılar.

Son açık oturumda adaylar CNN stüdyolarında bu magazin rüzgârının esintili havasında toplandılar. John King ilk soruyu Gingrich’e yöneltti ve karısının beyanatı hakkında neler söylemek istediğini sordu.

İşte ne olduysa bundan sonra oldu. Gingrich özetle Başkanlık seçimi açık oturumunda ilk sorunun bu şekilde başlamasının utanç verici olduğunu, önlerinde çok daha önemli meseleler varken  özel hayata bu kadar girilmesinin ve didiklenmesinin utanç verici olduğunu belirtti. CNN sunucusunun yüzü kireç gibi bembeyaz oldu.

Bir anda salondakiler ayağa fırladı ve Gingrich’i yüzlerce kişi ayakta alkışlamaya başladı. Dikkatinizi çekerim bu salonu dolduranlar Cumhuriyetçi, sağcı, tutucu ve dindar bir grup. İlla bir teşbih gerekirse AKP seçmenine daha yakın duran bir seçmen kitlesi.

Newt Gingrich vücut lisanıyla, konuşma stiliyle ‘Main Stream Media’ dediğimiz ‘Ana Medya’ya’ resmen ‘f..k you’ siz kendinize bakın, dedi.

Son Güncelleme ( Pazartesi, 05 Mart 2012 19:14 )
Devamını oku...
 
2012’in MODU PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Cuma, 13 Ocak 2012 07:43

2012’in MODU

  

Bugün modumda değilim’, şehirde konuşulan Türkçeye yerleşti. İngilizceden doğrudan transfer edilmiş bir deyimdir. Kelime esasında ‘mood’ olarak yazılır. İngilizcede ‘oo’  ‘u’ olarak telaffuz edilir.  Yazılışı doğrudan Türkçeye ‘mod’ olarak geçmiş kelimenin. Genel anlamda ruh hali, gönlüm, ‘havam’ anlamında kullanılmakta.

 

Değerli okurlar 2012 işte böyle yanlış yazılmış yanlış telaffuz edilmiş bir yıl olmaya namzet. Benzetmemizi şimdilik ‘halet-i ruhiye’ anlamına gelen ‘mood’ kelimesiyle sınırlı tutalım. Analizimizde 2012’yi değerlendirirken ‘pantaloon’ un yanlış telaffuzundan doğan ‘pantolon’ benzetmesiyle eksen kayma riskinden kendimizi koruyalım.

  

2012 de Neler Olacak:

 

Türkiye’nin son yıllarda kazandığı ekonomik ve siyasi başarılar özgüveni arttırmış durumda. Bu özgüvenin dikkatli kullanılması ve yanlış adımlara yol açmaması Türkiye için en kritik faktördür.

 

Türkiye’nin yaptırım gücü son analizde etrafında olan biten gelişmelerle sınırlıdır. Emin olun 2012’de Türkiye’nin etrafında ‘çok şeyler’ olup bitecek. Yaygın medya deyimiyle ‘şok şeyler’.

 

Etrafımızda olan biteni ülke bazında irdelersek:

 

Suriye: ABD askeri bir müdahalede bulunmayacak. Türkiye devlet olarak, AKP siyasi iktidar olarak, Suriye’de çoğunluğu oluşturan Sünnilerin hür seçimler yoluyla iktidara gelmesi için uğraşacak. Esad sonunun Kaddafi’den beter olduğunu bildiği için ölümüne direnecek. Sonuç; Suriye’de kan akmaya devam edecek. Eğer gelişmeler kontrolden çıkarsa Türkiye’ye geçmişte Bulgaristan’da olduğu gibi 2 milyon göçmen akımıyla karşı karşıya kalacak. Sosyal olarak istenmeyen gerilimlere yol açabilir. İktisadi olarak enflasyonist baskıdır.

 

İran: Ülkeyi yöneten ruhban sınıfın nükleer bombada ısrar etmesi ülke ekonomisini tahrip etmeye devam ediyor. Geçen ay İran riyali yüzde 20 değer kaybetti. İran Hürmüz Boğazını kapatırsa kendi bindiği dalı da kesmiş olur.

 

Rasyonel beklentiler İran’ı yönetenlerin halkın daha fazla eziyet çekmesine izin vermeden bir çözüme yanaşması yönünde. Ancak İran’da 30 küsur yıldır iktidar olan Şiiler iktidarı sürdürmek için rasyonel davranmaya bilir.

 

İran’ın Türkiye’yle arası 2012’de daha da gerginleşecek. Tehran’ın Suriye’de, Kuzey Irak’ta ve İsrail’le olan sürtüşmelerinde Türkiye taraf olacak ve genelde İran’ın karşı saffında yer alacak. 2011’in son çeyreğinde İran’da başlayan sermaye kaçışı hızlanarak devam edecek ve Türkiye’yi sermaye girişi olarak pozitif etkileyecek.

Son Güncelleme ( Pazartesi, 05 Mart 2012 19:05 )
Devamını oku...
 
2011’in PALYAÇOSU PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Cumartesi, 31 Aralık 2011 00:59
                       2011’in PALYAÇOSU  

Taşrada bir sirk düşünün. Çadır tıklım tıklım dolu. Gösteri başlamadan az önce sahne arkasında yangın çıkar. Panik halindeki sirk direktörü,  kıyafetlerini giymiş sahne almaya hazır palyaçoyu sahneye sürer ve seyircileri uyarmasını söyler. Palyaço seyircileri derhal salonu terk etmeleri için uyarır. Seyirci, uyarıyı sirk programının açılışı sanır. Palyaço el kol hareketleri yaptıkça seyirciler gülmekten kırılıp geçerler. Çaresiz palyaço uyarıların dozajını artırdıkça seyircilerin kahkahaları coşar. Kısa süre sonra alevler bütün binayı ve seyircileri sarar. Yukarıda aktardığım alıntı  dünyanın en tanınmış filozoflarından Danimarkalı Soren Kierkegaard’a aittir. Filozof 19.uncu yüzyılda tasarladığı ikilemle Hıristiyan inanç dünyasının inancını yitirdiğini, yanlış anlaşılmanın nefreti ve savaşları beraberinde getireceğini ve sonunda tüm dünyanın alev sarmalı içine düşeceğini öne sürmektedir. Bir anlamda  cehennemin yeryüzündeki giriş katına ziyaret.

 

 Palyaço sahneye fırlamadan önce üzerindeki giysileri çıkarmayı akıl etse, acaba seyircileri yaklaşan alevlere karşı uyarabilir miydi? Komik olması gereken ve güldürü görevini üstlenmiş bir palyaço, seyircilerin beklentisini, giysilerini değiştirerek, kırabilir miydi? İnsanlar kurtarılabilir miydi? Bilinmez. Bilinen, medyatik 21.yüzyılda, görüntü ve gerçeğin bir gergef gibi nasıl iç içe geçtiği.

 

Danimarkalı filozof  benzetmeyi kendi inanç dünyası için yapmış ancak bu dahiyane benzetme, 2011 senesi içinde Türkiye’ye ve Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullara bence çok uygun. 

 

Esinlenme :

 

Bu benzetmeden esinlenerek ben de, son birkaç senedir sizlerle paylaştığım analizlerimi perspektif içine koymak istiyorum. Türkiye’nin iç politikası ve günlük yaşamı yazımızın konusu değil. O konu zaten televole kültürü içinde, her tanesi birbirinden farksız, bir avuç leblebi gibi, kavrulup gidiyor.

 

 Ancak birkaç yıllık süreç içinde işler biraz farklı. Yanlış anlaşılmasın benim burada yapmak istediğim ‘Ben zamanında yazmıştım’ gibisinden ego tatmini yapmak değil. Siz zaman ayırıp okuyorsunuz bende ayırdığınız zamanın boşa gitmediğini, bilinçli bir vatandaş olmanın zevkini sizlerle paylaşıyorum.

  

-Komşuda Pişer 14 Aralık 2008 yazımda Yunanistan’da yaşanan olayların 2008 ekonomik krizinin sosyal patlamasının ilk işaretini olduğunu yazmıştım. Komşuda durum ortada.

 

-Arap Baharı 24 Nisan 2005 analizimde 6 sene önce sizlerle paylaştıklarım tek tek ortalığa saçıldı.

 

Başıma Düşen Elma 1 Aug 2007 analizimde CHP’nin siyasi parti olma özelliğini kaybettiğini, Türkiye’de demokrasinin önünü açmak için Vakıf’a dönüşmesini önermiştim. Kaset skandalıyla başlayan süreç devam etmekte. Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal daha fazla yıpranmadan CHP’li yöneticilerin ellerini çabuk tutmalarını bir kez daha tekrarlıyorum.

 

AB Hangi İstikamet? ve AB Doğru İstikamet Mi ? Aug. 2004

 

analizlerimde bugün Avrupa’nın batmakta olan ülkelerini, Avro’nun düşeceği durumu sizlere aktarmıştım.

 

Nika Ayaklanması, 2 Kasım 2009 analizimde Bizans’da sporun politik kültür ruhunun, Kustantiniye üzerinden İstanbul’da hala yaşadığı sinyalini aktardım. Şike olayları ortada.

 

Ve Son olarak

 

Ne Olacak Bu Memleketin Hali ? Aug. 2011 analizimde Dolar’ın yıl sonunda 2,  Borsa’nın da 52 bin civarında olacağını yazmıştım. Tuttu.

  

Sizlerle eski analizlerimin bazılarını paylaştım. Hepsi arşivde tek tek gözden geçirebilirsiniz

  

Ve 2012 : 

 

31 Aralık gece saat 12 insanların seçtiği sembolik bir an. En uzun gece 21 Aralık gibi bio-ritmik bir anlamı yok. Mevsimsel ya da uzay bağlantılı bir değer de taşımıyor. Yeni Yıl sadece simgesel bir anlam taşımakta. Günlerin akışı içinde, bir an durup, geçen 12 ayı değerlendirmek gibi. Gelecek 12 ay için, hevesler taşımak gibi. Gençler için gelecek 12 ay daha heyecan verici, kemale erenler için ‘bir yıl daha devirdik’ baskın duygu. Yaşını başını almışlar için ‘ İşte geldik gidiyoruz şen ola Halep şehri’ belki daha yerinde bir deyim. Hayatın hangi evresinde olursanız olun, yaşam umut demektir, elden bırakılmaz.

 

Yeter ki bilinçli yaşansın.

 

                                     Mutlu Yıllar 

    


 

 
Son Güncelleme ( Cumartesi, 31 Aralık 2011 01:23 )
 
İKİ TURKEY YEMEĞİ PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Cuma, 02 Aralık 2011 07:02

İKİ TURKEY YEMEĞİ

Geçtiğimiz hafta ABD’de Thanksgiving = Şükran Günü haftasıydı.  Amerikan argosunda ‘Turkey Dinner’ olarak da geçer. Analizlerimi okuma teveccühü gösteren dostlar bilir, genelde makro konuları işlerim.Kişisel olarak makro konuların sağlam mikro temellere dayalı olanlarının sürdürülebilir olduğuna inanan birisiyim.

Bu hafta geleneğimden farklı olarak bir mikro konuyu yazacağım. Kendi tecrübemi ve katıldığım iki Şükran Günü yemeğini ele alacağım.  

Katıldığım Birinci Yemek:

 

Bu yemek tam bir aile yemeği oldu. Şükran Günü Kasım’ın son Perşembesine denk gelir, genelde aileler toplanır ve büyük bir yemek yenir. Yemek akşamüstü saat 4 gibi başlar 3 saat sürer, yemekten sonra sezon derbileri,  Amerikan futbolu maçları seyredilir.

 

33 seneden beri bu ülkede yaşıyorum, biraz bu kültürü tanıyorum. Şükran Günü yemeğinin özünde barış, diyalog ve karşı tarafı yakından tanıma gayreti vardır.

 

Tarihi söylemlere göre Amerika’ya gelen ilk göçmenler oldukça zor bir yıl geçirir. Birinci yılın sonunda yerel halk ‘Kızılderililer’ onlara mısır ve hindi başta olmak üzere yiyecekler sunarak bir barış yemeği düzenler.

 

Şükran Gününde bu gelenek hale devam etmektedir ve yemeğe misafir davet etmek hele, hele uzak diyarlardan birisinin masada bulunması ayrıcalıktır. 33 senedir bu duyguyu zevkle tatmaktayım.

 

Geçtiğimiz Perşembe akşamı masada 10 kişiydik. Davet sahibi çift ben ve iki oğlumu misafir etmekten mutluluk duydukları belirtiler. Sadece bu yemek için küçük oğlum uzaklardan geldi.  Davetliler arasında gençliğini ‘hippi’ olarak geçirmiş ressam bir bayanda oldukça uzak mesafeden gelmişti. Masada ressam bayanın oğlu ve 15 yıl önce boşandığı oğlunun babası zenci eski eşi de bulunmaktaydı. Davet sahibi ailenin, ressam bayanın ve benim çocuklarımın aynı liseden mezun olmaları yemeğe ayrı bir sıcak hava kattı. 10. davetli diğer dokuzumun aksine, geçmiş 6 yıl içinde bu yemeğe katılmamış ve ilk kez bizlerle beraber olan bir bayandı. Bu günlerde eşinden ayrılma sürecinde olduğu için moral yemeği olarak davet edilmişti.

 

Şükran Günü yemeği menüsün ana yemeği her zaman fırınlanmış büyük bir hindidir. O akşamda öyle oldu. Ev sahibi dostum masadaki gençler ide göz önüne alarak ayrıca bir kuzu butu hazırlamıştı. Bu yemeğe geleneksel olarak misafirlerde yiyecek getirirler. Bende sevgili dostum Aylin’e rica ettim, Türk mutfağı masada temsilde eksik kalmasın diyerek patlıcan salatası ve zeytinyağlı kereviz hazırlattım.

 

Ev sahibi dostum tam bir şarap konösörü olduğu için içecek konusunda sıkıntı çekilmedi.

 
Son Güncelleme ( Pazartesi, 05 Mart 2012 19:07 )
Devamını oku...
 
KAPİTALİZM’İN SONU MU? PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Pazartesi, 14 Kasım 2011 07:18

KAPİTALİZM’İN SONU MU?                                                                                                                                                            

  

Sovyetler çöktü, Batılı tarihçiler ( Fukiyama vs ) tarihin sonu dediler. Şimdilerde kazın ayağı başka gözükmekte. Kapitalizm’in şahikası ABD’de ‘Wall Street’i İşgal Et’ hareketi ülke çapında ivme kazanmış bulunuyor. New York kentinde başlayan hareket dalga dalga diğer kentlere dağılıyor.

 

Konuyu önemsemek istemeyenler ‘kış gelince dağılırlar’, ‘ bunlar romantik sosyalist’ gibisinden klişelerle durumu geçiştirmeye çalışıyor.

  

Neden Önemli :

 

Türkiye’nin gündemi genelde birkaç kısır başlığa sıkışmış  ve ısrarla değişmiyor. Terör, futbol, paparazziler ve kaşalot medya mensupları muhabbetleri. Durum böyle olunca ‘önüme koyulanı yerim’ misali, küresel değişimlerin rüzgârından bihaber toplum, ancak sağanak yağınca farkında oluyor.

 

ABD’de iki önemli toplumsal gelişme var. Birincisi geçen yıl başlayan ‘ Tea Party = Çay Daveti’ ikincisi yukarıda sözünü ettiğim ‘Finans Kapital’ e başkaldırı. Piyasa ekonomisinin en gelişmiş aşamasını yaşayan ABD’de doğan bu toplumsal hareketlerin yeryüzüne ve Türkiye’ye yayılması kaçınılmaz.

 

Çay Partisi hareketine genelde sağcı ideoloji hâkim. İsmini Amerikan bağımsızlık hareketinin başlangıç noktası sayılan Boston’da İngiliz Çayının denize dökülmesinden alıyor. Ayrıca siyasi parti ve çay davetinin aynı kelime olmasından hoş bir seda oyunu yaratılmış. Ama sizleri yanıltmasın. Hareketin söylemi, aşırı dinci, ırkçı ve içine dönük bir Amerikan toplumunun özlemi içinde.

 

İşgal Hareketi daha enteresan boyutlar taşımakta. Avatar filmini hatırlarsanız. ,İnsanoğlu değerli bir madeni elde etmek için başka bir gezegenin doğasını yok etmekteydiler.  Film,  vahşi kapitalizm örneğini beyaz perdeye taşımakta. Filmde Hollywood ruhuna sadık kalınarak sonunda iyiler kötüleri yeniyor ama gerçek hayat bambaşka. İşte, İşgal Hareketine bu açıdan ele almak gerekmekte. Girişim vahşi kapitalizme bir başkaldırıdır. Kapitalizm’in sembolü finans kapital olduğu için hareket New York’un borsa semtinden başladı.

 

İşgal Hareketi’nin çarpıcı sloganı ‘Biz Yüzde 99’uz’. Bu slogan hem bazı duyguları hem de bazı gerçekleri yansıtmakta. Amerikan’ın yüzde 1’i varlıkların büyük çoğunluğunu elinde tutmakta. Aynı yüzde 1,  politikacıları, lobiciler üzerinden satın alarak, Senato’dan kendilerini zengin edecek kanunları çıkartmakta.

 
Son Güncelleme ( Pazartesi, 05 Mart 2012 19:08 )
Devamını oku...
 
MERKEL NEREYE KOŞUYOR? PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Cuma, 21 Ekim 2011 14:21

MERKEL NEREYE KOŞUYOR?

Geleneksel Türk-Alman Dostluğu derler. Tarih sahnesine gecikmiş olarak çıkan Alman sömürgeciliğinin Doğuya açılımı, Osmanlı İstanbul’undan başlayıp  Bağdat Demiryoluyla Hicaz’a uzanırdı. Sultanahmet meydanındaki Alman Çeşmesi Osmanlının Kaysere İstanbul hatırasıdır.

 İmparatorluk çökünce dostlara vefa konusunda hassas olan Almanlar Boğaz’ bir denizaltı gönderip Enver Paşa’nın kaçmasına yardımcı olmuşlardı.

 

 

 

Tokadı Yedikten Sonra : 

İkinci Dünya Savaşında feci şekilde dağılan Almanlar ekonomilerini hayata geçirecek iş gücünden yoksun kalınca önce yakın komşularına başvurdular. Onlarında çoğu kendileri gibi genç kuşakları harcadığı için birden akıllarına eski dostları Türkiye geldi. Ve Almanların yaptığı demiryolu tekrar işlevlik kazanarak Anadolu’nun köylülerini vagon vagon  Avrupa’ya  taşımaya başladı. Ancak bu sefer ki işbirliği eşit değildi. Artık muhatapları kapalı bir ekonomi, yarı sanayileşmiş bir tarım ülkesiydi. Uluslar arası şirketler ‘taşeronluk’ kurumunu henüz geliştirmedikleri için, Almanların ithal etmek zorunda kaldıkları iş gücü, ileride sorun olmasın diyerek ‘Misafir İşçi’, ‘Gastarbeiter’ olarak tanımlandı. 

Fakat işler sanıldığı gibi gitmedi,  Almanlar zenginleştikçe doğum oranları düşerken, Türkiyeli misafirler bir yolunu bulup üçüncü dördüncü kuşak Almanyalı oldular. 

Berlin duvarı hızla çöküp Almaya birleşince ortaya bambaşka bir Almanya çıktı.

Avrupa Bölünürken 

Yunanistan kriziyle tetiklenen kaos şu gerçeği ortaya çıkardı: Avrupa’da Avrupa’dan içeri başka bir Avrupa var. O bölgede Hollanda, Almanya, Avusturya, Çek ve Polonya Cumhuriyetlerinden müteşekkil.  Bu bölgeye Danimarka’yı, İsviçre’nin Almanca konuşan kısmını ve Belçika’nın Flamanlar’ını  vasal bölgeler olarak rahatlıkla ekleyebiliriz. 

Ortaya çıkan bölge, Hitler’in ‘Lebensraum’,  Almanya’nın  Yaşam Alanı’ olarak tanımladığı bölge. Yanlış anlaşılmasın Führer’in bu değerlendirmesi 60 yıl sonra gerçekçi gözükmekte ama bu hedefe ulaşmak için 6 milyon Musevi’yi sabun yapması tarihin en büyük sapıklığı. 

Coğrafya kaderdir gerçeğinden hareket edersek Alplerin ortadan böldüğü Avrupa’da Akdeniz insanı daha farklı bir insan ve bu nedenle, örneğin Yunanlılar, kazdıkları çukurdan çıkamayacaklar.

 
Son Güncelleme ( Pazartesi, 05 Mart 2012 19:09 )
Devamını oku...
 
ARAP BAHARI PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Salı, 27 Eylül 2011 12:19

İnsan bazen zamanın ilerisinde oluyor. O gün yazdıkları güncelden ötede kalıyor. Nisan 2005'de bir analiz yapmıştım, o analiz şimdi geldi bizi yakaladı. Orta Doğu'da değişim rüzgarları esmekte. AB çatırdıyor. Türkiye'de etkilenecek. Kaçınılmaz bir olgu. Analizimi yeniden yayınlıyorum. Doğru kavramlar doğru analizleri getirir.

  

 

 

 

 

ARAP BAHARI  

Güzel Türkçemizde Arap Saçı, Arap Sabunu gibi ilginç deyimler var ama ‘Arap Baharı’ henüz dilimize girmedi. ‘Arap Baharı’ global medyanın Irak’ta Saddam rejiminin sona ermesi ile başlayan iklim değişikliğine verdiği ad. Bu iklim değişikliği o kadar hızlı ve güçlü gerçekleşmekte ki, etkileri Doğu Avrupa’dan Orta Asya’ya kadar hissediliyor.

 

Bu haftaki analizimde İslam dünyasında demokratikleşme hareketinin siyasal kavramları üzerinde durmak istiyorum. Bazı kavramları doğru anlamak ve kavramak sanırım Orta Doğu’da yaşananan demokrasi hareketinin sonuçlarına ışık tutacak. ABD stratejistlerinin beklentilerinin ne kadar gerçekçi olduğu konusunda sağlıklı tahmin yapmamıza yardımcı olacak. Arap Baharı konusundaki analizimizin en önemli sonucu, gelişmelerden etkilenecek coğrafyanın bir parçası olan Anadolu’da ne tür siyasi rüzgarların eseceği konusunda bir nebze fikir sahibi olmak.

 “Hurriya wa adl ” 

“ Hürriyet ve adalet “ yukarıdaki kavramların Türkçesi. Genç Osmanlı zabitleri zayıflayan İmparatorluğu kurtarmaya çalışırken Batılılaşmayı can simidi olarak gördüler. Batı’nın Sanayi üretimi ve askeri gücün beraberinde paket olarak gelen demokratikleşme ve kurumlarının farkına varmak biraz zamanlarını aldı ve kafaları karıştırdı. Bütün bu kavram kargaşasına en büyük katkı, o güne kadar İslam geleneğinden gelen yönetim, iktidar ve hürriyet konusunda yaşandı. İkiyüz yıl sonra bu kargaşa halen devam etmekte. 

Batılılaşmanın üzerinde durduğu iki kavram, eşitlik ve hürriyet konusunda Orta Doğu bir hayli bocaladı. Fransız Devriminin getirdiği, ‘egalite et liberte = eşitlik ve hürriyet’ kavramları İslam geleneğinde biraz farklı algılanmakta idi. Eşitlik konusunda İslamiyet’in başlangıç noktası bütün kulların Tanrı nezdinde eşit olduğu prensibinden hareket ettiği için, bu konuda fazla bir anlaşmazlık yoktu. Asilzade ve yerleşik aristokrasi konusunda Avrupa çok daha kemikleşmiş olduğu için aslında Orta Doğu belki de daha eşit bir toplum görünümünde idi. Sorun hürriyet konusunda yaşanmakta idi. Hürriyet İslam’da ve Orta Doğu’da siyasi bir kavram değildi. Hürriyet İslam’da hukuki bir kavramdı, köle olup olmamakla ilgili bir konumu tarif etmekte idi. Köleliğin yaygın olmadığı İslamiyet’te liberte = hürriyet siyaseten fazla bir ağırlık taşımamakta idi. Azat edilmiş olmak hür olmaya eşitti. Sonunda Orta Doğu’lu düşünürler durumu fark ettiler. Aslında Avrupalılar, hürriyetten söz ettikleri zaman, Müslümanların adalet kavramından söz etmekte idiler. Geleneksel İslami prensiplere göre ‘doğru’ iktidar ‘adil’ olan iktidardı. Adil olmak ise kanuna uyan adalet olarak görülmekte idi. ‘Doğru’ iktidar olmanın şartı ise iktidara adil olarak gelmek ve adil bir yönetim sergilemekti. 

Hz. Muhammed’in Dialektik Adaleti :

Hz. Muhammed’in yaşamı boyunca gerek vahiy gerekse sünnet yolu ile ortaya çıkan siyasi yönetim ikiye ayrılmaktadır. Birinci bölümde, Hz Muhammed mevcut rejime karşıdır. Putperest Mekke oligarşisine karşı mücadele verir ve Tanrı’nın mesajını ulaştırmaya çalışır. Mekki ayetler ve hadisler Hz. Muhammed’in mevcut rejime karşı verdiği mücadelenin belgesidir. 

Mekke’den Medine’ye hicret, Hz. Muhammed’in liderliğine büyük bir transformasyon getirir. Hz. Muhammed devlet başkanıdır ve devlet başkanlarının fonksiyonlarını yerine getirir; Yönetir, kanun çıkarır, savaş ve barış yapar. Kısacası mevcut rejimin çizdiği çerçeve içinde adil yönetim sağlar. İşte Orta Doğu’nun siyasi geleneği ve yönetim tarzı Hz. Muhammed’ten günümüze Mekke ve Medine dönemlerinin iki değişik tarihsel evresinden kaynaklanmaktadır. Doğası dialektiktir. 

 

Son Güncelleme ( Pazartesi, 05 Mart 2012 19:13 )
Devamını oku...
 
ŞU TANK MESELESİ PDF
Engin Civan tarafından yazıldı   
Çarşamba, 14 Eylül 2011 22:12

Çıkan haberlere göre AKP hükümetin en sevilen projesi tank geliştirme projesi oldu. Bugünlerde asker sivil ilişkilerinde yeniden düzenlemeler olurken tank konusunu ele almakta yarar görüyorum. Demokratikleşme sürecini canı gönülden destekliyorum lakin bir ordunun esas sınavı askeri başarılarındadır. Bu günlerde asker-sivil ilişkileri çağdaşlaşırken, ordunun esas görevi olan savunma gücü ve bu gücün yaptırım erki göz ardı edilmemeli. Özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) ciddi bir paradigma değişimin eşiğine geldiği bu ortamda.

Bu nedenle Tank Projesiyle birlikte silahlı kuvvetlerin yapılanmasının ne olması gerektiğini analizini yaralı görüyorum.

Yapılanma Soğuk Savaş Markalı:

NATO çerçevesinde Sovyetlerin Güney Doğu kanadına birlik tahsis etmelerini sağlamak için TSK’nin Kara gücü sayısal olarak yüksek tutulmuştur. Doğal olarak, bu kadar yüksek asker sayısı ciddi bir mekanize gücü ve binlerce tankı da beraberinde getirmektedir. ( Bunun yan ürünü de albay ve paşa sayısında enflasyondur. Aynı grup içinde vatan kurtaranların sayısında ki fazlalık da yan ürünün hediye çeki olmakta).

Tarih Bizi Yanıltmıyor:

Tarihe baktığımızda Anadolu yarımadası iki büyük meydan muharebesine sahne olduğunu görüyoruz. İkisi de Doğu’dan gelen ‘barut öncesi’ savaşlar. Sakarya muharebesini sayısal olarak benzer özellikler taşısa da uzun yıllar süren bir istila savaşının parçası olduğu için ayrı tutuyorum.

Dünya Tarihine baktığımızda iki kez tank savaşı görmekteyiz. Birincisi Kuzey Afrika’da Almanların Amerikan-İngiliz karmasıyla karşılaşması, ikincisi Almanların Ruslarla Orta Avrupa tank savaşları. Her iki tank savaşı İkinci Dünya savaşının bir parçasıdır fakat elektronik hava teknolojisinin henüz gelişmediği döneme denk gelmektedir.

Bunun dışında tarihte ciddi bir tank savaşı yoktur. Yakın geçmişte tankların rezil olduğu savaş örnekleri çoktur. Saddam’ın binlerce tankını Amerikan tank avcısı uçaklar 48 saatte yok edişi sadece son örnek.

Tank Bir Güç Göstergesi:

Sincan tecrübesinde yaşandığı gibi, ‘ Tank Sesiyle Uyanmak’ başlığında atıldığı gibi, tank bir gövde gösterisidir. Günümüz savaş gerçeklerinde ise tank hantal ve verimsiz bir silahtır. Irak’ta ve Afganistan’da ABD tank kullanamıyor. Zırhlı araçlar ise mayınların oyuncağı olmuş durumda. Durum o kadar komik ki ABD’li askerler Hummvy'lerin önüne sırıkla ekmek kızartıcı asarak mayınlardan korunmaya çalışmakta.

Son Güncelleme ( Çarşamba, 14 Eylül 2011 22:17 )
Devamını oku...
 
İNANCA DAYALI DEMOKRASİ PDF
Engin Civan tarafından yazıldı   
Salı, 23 Ağustos 2011 01:00

Mayıs 2008’de bir analizimi sizlerle paylaşmıştım  ‘Derin Ekolojinin Işığı Altında Sürdürülebilir Kapitalizm 1inci Bölüm’. Uzun bir analizdi. Türkiye’de bir çok üniversite öğrencisi olağanüstü ilgi göstermişti.

Geç de olsa analizimin ikinci bölümünü şimdi yayınlıyorum. O günkü analizin ana fikri, modern kapitalizmin hayatta kalmasının tek yolunun, şirketlerin insanı yeryüzünün bir parçası olarak kabul ederek kar faaliyetlerini planlarken çevreye uyumlu düşünmesi olduğuydu.

Son üç yılda birçok örnek yaşandı ama iki olay, BP’nin Meksika Körfezine akıttığı petrol ve Japonya’da yaşanan nükleer kaza öne çıkan olaylar oldu.

Bugünkü analizimde insanı doğanın bir parçası olarak görmeyen ve ‘her şey insan için’ felsefesini öne çıkaran dini inançların siyasi örgütlenmesini irdelemek istiyorum. İnanca dayalı demokrasi arayışları dünyamızda yeni bir trend ve 21nci yüzyıla damgasını vuracak bir  akım niteliğinde. Bu akımın karşısında durabilecek tek karşı akım da gücünü doğaya yaslamış ekolojik bilinçlenme. İlk Örnek Amerika'dan

Yeni akımların birçoğu ABD’den kaynaklı olduğu için ilk örneğimi de bu ülkeden veriyorum. Amerikan halkı ekonomik sorunlar devam ettiği için Obama’ya açtığı krediyi iptal etti. Siyasi tartışmalar sürerken karşıt  parti Cumhuriyetçiler de Obama’ya gelecek seçimde rakip olacak adayın arayışı içinde. İlk denemenin yapıldığı Iowa eyaletinde sürpriz isim olarak Michele Bachmann öne çıktı. Bachmann halen Cumhuriyetçi Partiden Temsilciler Meclisi üyesi. Şimdi sıkı durun, Bachmann'ın söyleminden size iki örnek vereceğim. Bu iki örneğin "Ekoloji mi,  inanç mı?" Açmazına nasıl ‘cuk’ oturduğuna sizler karar vereceksiniz.

Bachmann 2006 senesi Temsilci seçimlerinde  şu örnekle gündeme gelmişti. ‘ Eşim bana vergi hukuku konusunda eğitim almamı önerdi. Ben o konudan nefret etmeme rağmen Tanrı’nın emrini anımsadım ‘Kocana itaat et!’ (İncil Efesliler Bölümü). Bachmann geçen hafta katıldığı medya panelinde 5 sene önceki yorumunun arkasında durduğunu tekrarladı.

Bachmann’la ilgili ikinci örneğim 3 dönemdir Temsilciler Meclisi üyesi olan vekilin şu anda en çok saldırdığı kurum. ABD’de bulunan EPA Kurumu Türkiye’de ki Çevre Bakanlığı'nın karşılııdır. Bachmann EPA’yı ‘işsizlik yaratan makine’ olarak yaftalıyor. Başkan olursa EPA’yı kapatacağını söylüyor. Kısacası dindar bir Hıristiyan olarak Minnesota eyaletinden 3 defa seçilme başarısı elde etmiş Alman kökenli politikacı çevreyi korumak için kurulmuş bakanlığa karşı.

Son Güncelleme ( Salı, 23 Ağustos 2011 01:19 )
Devamını oku...
 
NE OLACAK PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Salı, 09 Ağustos 2011 03:37

NE OLACAK BU MEMLEKETİN HALİ ?    

 

Dillerde Name Olmuş Bir Soruydu : 

70'li, 80'li, 90'lı yıllarda Türkiye'de en popüler soruydu. Her köşede insanların birbirine en çok  yöneltiği soruydu. Tek   

reçeteli çözüm  kültürüne alışık bir toplum için iddalı teşhisler çatışırdı.

Şimdi geldik 2011 senesine. Ne olacak bu halimiz artık günlük konuşmalarda fazla geçmiyor.

Sorunun adresi değişti. 'Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner' misali bu sorunun adresi artık başka bir ülke; 

ABD !   

Zafer Sahroşluğunu Üstünden Atamadı 

Kim ne derse desin Sovyetlerin yıkılması ABD için bir zaferdi. Başkan Clinton dönemine denk gelen yıllarda ABD ikinci altın dönemini yaşadı. Dünyada rakipsiz, bütçesi denk, işsizlik sıfır, parası güçlü bir ülke olarak  global sahnede 'tek tabanca' ülke olmanın keyfini çıkardı. İnternet devrimiyle gelen digital çağla birlikte, Amerikan toplumu sınırsız borçlanma algılamasının yarattığı psikolojiye kapılıp, üretmeden tüketmeyi yaşam tarzına dönüştürdü.   

Finans Kapitalin Boyunduruğunda Bir Toplum 

Yaşadıklarımız ve modern tarihten damıttıklarımız bize bir gerçeği öğretti: Hiçbir ideoloji insanoğlunun ekonomik psikolojisini ve davranış biçimini tamamen kestiremiyor. Ne ki her ideoloji belli teşhislerinde yerden göğe haklı çıkmaya devam ediyor. Bunlardan biriside Yoldaş Lenin'in 'Finans Kapital' analizidir. Dünyanın en yüksek kapitalizm seviyesini yakalamış bir ekonomi olarak 'Finans Kapital' ABD için gerçek bir olgudur. Amerikan Finans Kapitali siyaseti etkiliyor ve ABD' de ekonomik göstergeleri disiplin altına alacaksiyasi konsesüs oluşturulamıyor. Büyük sermaye lobileri çok güçlü ve başta vergi konusu olmak üzere tıkanmış ve acil çözüm bekleyen makro konularda tamamen ideolojik bir kampanya yönetiyorlar.

Son Güncelleme ( Salı, 23 Ağustos 2011 00:55 )
Devamını oku...
 
Diğer Makaleler...
<< Başlat < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 Sonraki > Son >>

Sayfa 5 > 7

Makaleler