• Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
Araçlar

engincivan.net

Çar
18
Ekim
Beraber Şiştik Biz Bu Yollarda PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Cumartesi, 04 Şubat 2012 08:41

 

 

Geçtiğimiz yıl İngiltere Kraliçesi İktisat Kongresini açmak üzere bir toplantıya gider. Katılımın yüksek olduğunu fark eden Kraliçe Baş Mabeyinciye ‘Kim bu kalabalık’ diye sorunca ‘Çoğu iktisatçılar haşmetlim’ cevabını alır. Kraliçe tanıdığımız tiz sesiyle gayri ihtiyari yorum yapar ‘ O zaman neden bir türlü krizden çıkamıyoruz ?’

 

Neden Çıkamıyoruz?

 

2008 büyük krizinden bu yana dünyada ekonomik şartlar düzelmedi. ABD bir türlü ayağa kalkamadı. AB her gün yeni bir krizle güreşiyor, Japonya 20 senedir anemik hasta, Çin sanıldığından daha fazla sorunlu.

 

Bilge kişiler her sene krizin bu sene biteceğini söylüyorlar ama beklenen düzelme bir türlü gelmiyor. Hükümetler klasik ekonomik araçlarla ekonomileri resesyondan çıkarmak için uğraşmakta.

 

Ekonomistlerin tamir kutusunda ne varsa ortaya döküldü ama istenilen sağlıklı sonuca bir türlü ulaşılamadı. Düşük faiz, kamu alt yapı harcamaları, vergi indirimleri, para basma vs gibi bilinen bütün araçlar hastayı bir türlü ayağa kaldıramadı. Dünyanın büyük ekonomileri sürekli kronik hasta durumundalar. İki gün iyiler üçüncü gün hasta.

 

Son Güncelleme ( Pazartesi, 05 Mart 2012 19:03 )
Devamını oku...
 
ÇİFTE STANDARDA BAŞKALDIRI PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Salı, 24 Ocak 2012 05:59

Two facedÇİFTE STANDARDA BAŞKALDIRI

  Malumunuz ABD’de Başkanlık adayı ön seçimi bir ‘medya sirki’  havasındadır Başlangıçta bir düzine aday çıkar, bunların farklı çapları vardır. Bu sene ki seçimlerde Başkan Obama Demokrat partiden olduğu için demokratlar cephesinde ön seçim karnavalı yaşanmıyor. Cumhuriyetçiler Obama’ya karşı çıkacak aday yarışı içindeler.

Süreç şöyle işler: Her başkan adayı eyalet bazında partinin delegelerinden oy toplamak için o eyaleti karış, karış gezer. Birkaç eyalet sonucundan sonra sahadaki bir düzine adaydan çoğu havlu atar ve geriye iki üç aday kalır. Bu seferde öyle oldu ilk iki eyaletten sonra iki kişi öne çıktı. Birincisi Mitt Romney ikincisi Newt Gingrich.

Mitt Romney çok zengin bir iş adamı. Mal varlığı 300 milyon dolar civarında. Daha önce Massachusetts eyaletinde valilik yapmış. Finansman sıkıntısı çeken 2002 Kış Olimpiyatlarına para bularak başarılı bir organizasyona CEO’luk yapmış birisi. İnanç olarak Mormon dinine bağlı.

Newt Gingrich deneyimli bir politikacı. Uzun yıllar Meclis Başkanlığı yapmış. Cumhuriyetçi olmasına rağmen Başkan Clinton döneminde Demokrat Beyaz Sarayla iş birliği yaparak bütçeyi denkleştirme başarısına imza atmış birisi. Kendisini birkaç yıl önce bir söyleşide dinleme fırsatım oldu. Entelektüel birikimi olan iyi bir hatip Gingrich. Newt’in tek açık noktası geçmişte yaşadığı evlilik tecrübeleri. 

Medyaya Çaktı Oyları Kaptı:

Geçtiğimiz hafta sonu Güney Karolayna ön seçimleri vardı. Genel kanı Romney’in bu eyaleti kaz anacağı ve bundan sonra yarışta tek kalacağı yönündeydi. Anketler bu çıkarımı destekliyordu.

Genelde, Obama’ya rakip olabilecek pratik çözüm sahibi işi bilen Cumhuriyetçi adayın Romney olduğu intibası yaygındı.

Seçine iki gün kala Gingrich’in eski ikinci eşi ulusal kanal ABC’ ye çıkıp ‘ Eski kocam bana bir başka  kadınla ilişkim var, ya ‘açık evliliği’ kabul et, ya da boşanalım teklifi yaptı’ beyanatını verdi. ‘Eski kocam Newt Gingrich ahlaksız birisidir’ diyerek Cumhuriyetçi adayı yerden yere vurdu.

Bu mülakat sonrası tüm medya, Amazon nehrine yanlışlıkla düşen kuzuya saldıran piranhalar gibi, Gingrich’e saldırdılar.

Son açık oturumda adaylar CNN stüdyolarında bu magazin rüzgârının esintili havasında toplandılar. John King ilk soruyu Gingrich’e yöneltti ve karısının beyanatı hakkında neler söylemek istediğini sordu.

İşte ne olduysa bundan sonra oldu. Gingrich özetle Başkanlık seçimi açık oturumunda ilk sorunun bu şekilde başlamasının utanç verici olduğunu, önlerinde çok daha önemli meseleler varken  özel hayata bu kadar girilmesinin ve didiklenmesinin utanç verici olduğunu belirtti. CNN sunucusunun yüzü kireç gibi bembeyaz oldu.

Bir anda salondakiler ayağa fırladı ve Gingrich’i yüzlerce kişi ayakta alkışlamaya başladı. Dikkatinizi çekerim bu salonu dolduranlar Cumhuriyetçi, sağcı, tutucu ve dindar bir grup. İlla bir teşbih gerekirse AKP seçmenine daha yakın duran bir seçmen kitlesi.

Newt Gingrich vücut lisanıyla, konuşma stiliyle ‘Main Stream Media’ dediğimiz ‘Ana Medya’ya’ resmen ‘f..k you’ siz kendinize bakın, dedi.

Son Güncelleme ( Pazartesi, 05 Mart 2012 19:14 )
Devamını oku...
 
2012’in MODU PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Cuma, 13 Ocak 2012 07:43

2012’in MODU

  

Bugün modumda değilim’, şehirde konuşulan Türkçeye yerleşti. İngilizceden doğrudan transfer edilmiş bir deyimdir. Kelime esasında ‘mood’ olarak yazılır. İngilizcede ‘oo’  ‘u’ olarak telaffuz edilir.  Yazılışı doğrudan Türkçeye ‘mod’ olarak geçmiş kelimenin. Genel anlamda ruh hali, gönlüm, ‘havam’ anlamında kullanılmakta.

 

Değerli okurlar 2012 işte böyle yanlış yazılmış yanlış telaffuz edilmiş bir yıl olmaya namzet. Benzetmemizi şimdilik ‘halet-i ruhiye’ anlamına gelen ‘mood’ kelimesiyle sınırlı tutalım. Analizimizde 2012’yi değerlendirirken ‘pantaloon’ un yanlış telaffuzundan doğan ‘pantolon’ benzetmesiyle eksen kayma riskinden kendimizi koruyalım.

  

2012 de Neler Olacak:

 

Türkiye’nin son yıllarda kazandığı ekonomik ve siyasi başarılar özgüveni arttırmış durumda. Bu özgüvenin dikkatli kullanılması ve yanlış adımlara yol açmaması Türkiye için en kritik faktördür.

 

Türkiye’nin yaptırım gücü son analizde etrafında olan biten gelişmelerle sınırlıdır. Emin olun 2012’de Türkiye’nin etrafında ‘çok şeyler’ olup bitecek. Yaygın medya deyimiyle ‘şok şeyler’.

 

Etrafımızda olan biteni ülke bazında irdelersek:

 

Suriye: ABD askeri bir müdahalede bulunmayacak. Türkiye devlet olarak, AKP siyasi iktidar olarak, Suriye’de çoğunluğu oluşturan Sünnilerin hür seçimler yoluyla iktidara gelmesi için uğraşacak. Esad sonunun Kaddafi’den beter olduğunu bildiği için ölümüne direnecek. Sonuç; Suriye’de kan akmaya devam edecek. Eğer gelişmeler kontrolden çıkarsa Türkiye’ye geçmişte Bulgaristan’da olduğu gibi 2 milyon göçmen akımıyla karşı karşıya kalacak. Sosyal olarak istenmeyen gerilimlere yol açabilir. İktisadi olarak enflasyonist baskıdır.

 

İran: Ülkeyi yöneten ruhban sınıfın nükleer bombada ısrar etmesi ülke ekonomisini tahrip etmeye devam ediyor. Geçen ay İran riyali yüzde 20 değer kaybetti. İran Hürmüz Boğazını kapatırsa kendi bindiği dalı da kesmiş olur.

 

Rasyonel beklentiler İran’ı yönetenlerin halkın daha fazla eziyet çekmesine izin vermeden bir çözüme yanaşması yönünde. Ancak İran’da 30 küsur yıldır iktidar olan Şiiler iktidarı sürdürmek için rasyonel davranmaya bilir.

 

İran’ın Türkiye’yle arası 2012’de daha da gerginleşecek. Tehran’ın Suriye’de, Kuzey Irak’ta ve İsrail’le olan sürtüşmelerinde Türkiye taraf olacak ve genelde İran’ın karşı saffında yer alacak. 2011’in son çeyreğinde İran’da başlayan sermaye kaçışı hızlanarak devam edecek ve Türkiye’yi sermaye girişi olarak pozitif etkileyecek.

Son Güncelleme ( Pazartesi, 05 Mart 2012 19:05 )
Devamını oku...
 
2011’in PALYAÇOSU PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Cumartesi, 31 Aralık 2011 00:59
                       2011’in PALYAÇOSU  

Taşrada bir sirk düşünün. Çadır tıklım tıklım dolu. Gösteri başlamadan az önce sahne arkasında yangın çıkar. Panik halindeki sirk direktörü,  kıyafetlerini giymiş sahne almaya hazır palyaçoyu sahneye sürer ve seyircileri uyarmasını söyler. Palyaço seyircileri derhal salonu terk etmeleri için uyarır. Seyirci, uyarıyı sirk programının açılışı sanır. Palyaço el kol hareketleri yaptıkça seyirciler gülmekten kırılıp geçerler. Çaresiz palyaço uyarıların dozajını artırdıkça seyircilerin kahkahaları coşar. Kısa süre sonra alevler bütün binayı ve seyircileri sarar. Yukarıda aktardığım alıntı  dünyanın en tanınmış filozoflarından Danimarkalı Soren Kierkegaard’a aittir. Filozof 19.uncu yüzyılda tasarladığı ikilemle Hıristiyan inanç dünyasının inancını yitirdiğini, yanlış anlaşılmanın nefreti ve savaşları beraberinde getireceğini ve sonunda tüm dünyanın alev sarmalı içine düşeceğini öne sürmektedir. Bir anlamda  cehennemin yeryüzündeki giriş katına ziyaret.

 

 Palyaço sahneye fırlamadan önce üzerindeki giysileri çıkarmayı akıl etse, acaba seyircileri yaklaşan alevlere karşı uyarabilir miydi? Komik olması gereken ve güldürü görevini üstlenmiş bir palyaço, seyircilerin beklentisini, giysilerini değiştirerek, kırabilir miydi? İnsanlar kurtarılabilir miydi? Bilinmez. Bilinen, medyatik 21.yüzyılda, görüntü ve gerçeğin bir gergef gibi nasıl iç içe geçtiği.

 

Danimarkalı filozof  benzetmeyi kendi inanç dünyası için yapmış ancak bu dahiyane benzetme, 2011 senesi içinde Türkiye’ye ve Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullara bence çok uygun. 

 

Esinlenme :

 

Bu benzetmeden esinlenerek ben de, son birkaç senedir sizlerle paylaştığım analizlerimi perspektif içine koymak istiyorum. Türkiye’nin iç politikası ve günlük yaşamı yazımızın konusu değil. O konu zaten televole kültürü içinde, her tanesi birbirinden farksız, bir avuç leblebi gibi, kavrulup gidiyor.

 

 Ancak birkaç yıllık süreç içinde işler biraz farklı. Yanlış anlaşılmasın benim burada yapmak istediğim ‘Ben zamanında yazmıştım’ gibisinden ego tatmini yapmak değil. Siz zaman ayırıp okuyorsunuz bende ayırdığınız zamanın boşa gitmediğini, bilinçli bir vatandaş olmanın zevkini sizlerle paylaşıyorum.

  

-Komşuda Pişer 14 Aralık 2008 yazımda Yunanistan’da yaşanan olayların 2008 ekonomik krizinin sosyal patlamasının ilk işaretini olduğunu yazmıştım. Komşuda durum ortada.

 

-Arap Baharı 24 Nisan 2005 analizimde 6 sene önce sizlerle paylaştıklarım tek tek ortalığa saçıldı.

 

Başıma Düşen Elma 1 Aug 2007 analizimde CHP’nin siyasi parti olma özelliğini kaybettiğini, Türkiye’de demokrasinin önünü açmak için Vakıf’a dönüşmesini önermiştim. Kaset skandalıyla başlayan süreç devam etmekte. Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal daha fazla yıpranmadan CHP’li yöneticilerin ellerini çabuk tutmalarını bir kez daha tekrarlıyorum.

 

AB Hangi İstikamet? ve AB Doğru İstikamet Mi ? Aug. 2004

 

analizlerimde bugün Avrupa’nın batmakta olan ülkelerini, Avro’nun düşeceği durumu sizlere aktarmıştım.

 

Nika Ayaklanması, 2 Kasım 2009 analizimde Bizans’da sporun politik kültür ruhunun, Kustantiniye üzerinden İstanbul’da hala yaşadığı sinyalini aktardım. Şike olayları ortada.

 

Ve Son olarak

 

Ne Olacak Bu Memleketin Hali ? Aug. 2011 analizimde Dolar’ın yıl sonunda 2,  Borsa’nın da 52 bin civarında olacağını yazmıştım. Tuttu.

  

Sizlerle eski analizlerimin bazılarını paylaştım. Hepsi arşivde tek tek gözden geçirebilirsiniz

  

Ve 2012 : 

 

31 Aralık gece saat 12 insanların seçtiği sembolik bir an. En uzun gece 21 Aralık gibi bio-ritmik bir anlamı yok. Mevsimsel ya da uzay bağlantılı bir değer de taşımıyor. Yeni Yıl sadece simgesel bir anlam taşımakta. Günlerin akışı içinde, bir an durup, geçen 12 ayı değerlendirmek gibi. Gelecek 12 ay için, hevesler taşımak gibi. Gençler için gelecek 12 ay daha heyecan verici, kemale erenler için ‘bir yıl daha devirdik’ baskın duygu. Yaşını başını almışlar için ‘ İşte geldik gidiyoruz şen ola Halep şehri’ belki daha yerinde bir deyim. Hayatın hangi evresinde olursanız olun, yaşam umut demektir, elden bırakılmaz.

 

Yeter ki bilinçli yaşansın.

 

                                     Mutlu Yıllar 

    


 

 
Son Güncelleme ( Cumartesi, 31 Aralık 2011 01:23 )
 
İKİ TURKEY YEMEĞİ PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Cuma, 02 Aralık 2011 07:02

İKİ TURKEY YEMEĞİ

Geçtiğimiz hafta ABD’de Thanksgiving = Şükran Günü haftasıydı.  Amerikan argosunda ‘Turkey Dinner’ olarak da geçer. Analizlerimi okuma teveccühü gösteren dostlar bilir, genelde makro konuları işlerim.Kişisel olarak makro konuların sağlam mikro temellere dayalı olanlarının sürdürülebilir olduğuna inanan birisiyim.

Bu hafta geleneğimden farklı olarak bir mikro konuyu yazacağım. Kendi tecrübemi ve katıldığım iki Şükran Günü yemeğini ele alacağım.  

Katıldığım Birinci Yemek:

 

Bu yemek tam bir aile yemeği oldu. Şükran Günü Kasım’ın son Perşembesine denk gelir, genelde aileler toplanır ve büyük bir yemek yenir. Yemek akşamüstü saat 4 gibi başlar 3 saat sürer, yemekten sonra sezon derbileri,  Amerikan futbolu maçları seyredilir.

 

33 seneden beri bu ülkede yaşıyorum, biraz bu kültürü tanıyorum. Şükran Günü yemeğinin özünde barış, diyalog ve karşı tarafı yakından tanıma gayreti vardır.

 

Tarihi söylemlere göre Amerika’ya gelen ilk göçmenler oldukça zor bir yıl geçirir. Birinci yılın sonunda yerel halk ‘Kızılderililer’ onlara mısır ve hindi başta olmak üzere yiyecekler sunarak bir barış yemeği düzenler.

 

Şükran Gününde bu gelenek hale devam etmektedir ve yemeğe misafir davet etmek hele, hele uzak diyarlardan birisinin masada bulunması ayrıcalıktır. 33 senedir bu duyguyu zevkle tatmaktayım.

 

Geçtiğimiz Perşembe akşamı masada 10 kişiydik. Davet sahibi çift ben ve iki oğlumu misafir etmekten mutluluk duydukları belirtiler. Sadece bu yemek için küçük oğlum uzaklardan geldi.  Davetliler arasında gençliğini ‘hippi’ olarak geçirmiş ressam bir bayanda oldukça uzak mesafeden gelmişti. Masada ressam bayanın oğlu ve 15 yıl önce boşandığı oğlunun babası zenci eski eşi de bulunmaktaydı. Davet sahibi ailenin, ressam bayanın ve benim çocuklarımın aynı liseden mezun olmaları yemeğe ayrı bir sıcak hava kattı. 10. davetli diğer dokuzumun aksine, geçmiş 6 yıl içinde bu yemeğe katılmamış ve ilk kez bizlerle beraber olan bir bayandı. Bu günlerde eşinden ayrılma sürecinde olduğu için moral yemeği olarak davet edilmişti.

 

Şükran Günü yemeği menüsün ana yemeği her zaman fırınlanmış büyük bir hindidir. O akşamda öyle oldu. Ev sahibi dostum masadaki gençler ide göz önüne alarak ayrıca bir kuzu butu hazırlamıştı. Bu yemeğe geleneksel olarak misafirlerde yiyecek getirirler. Bende sevgili dostum Aylin’e rica ettim, Türk mutfağı masada temsilde eksik kalmasın diyerek patlıcan salatası ve zeytinyağlı kereviz hazırlattım.

 

Ev sahibi dostum tam bir şarap konösörü olduğu için içecek konusunda sıkıntı çekilmedi.

 
Son Güncelleme ( Pazartesi, 05 Mart 2012 19:07 )
Devamını oku...
 
KAPİTALİZM’İN SONU MU? PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Pazartesi, 14 Kasım 2011 07:18

KAPİTALİZM’İN SONU MU?                                                                                                                                                            

  

Sovyetler çöktü, Batılı tarihçiler ( Fukiyama vs ) tarihin sonu dediler. Şimdilerde kazın ayağı başka gözükmekte. Kapitalizm’in şahikası ABD’de ‘Wall Street’i İşgal Et’ hareketi ülke çapında ivme kazanmış bulunuyor. New York kentinde başlayan hareket dalga dalga diğer kentlere dağılıyor.

 

Konuyu önemsemek istemeyenler ‘kış gelince dağılırlar’, ‘ bunlar romantik sosyalist’ gibisinden klişelerle durumu geçiştirmeye çalışıyor.

  

Neden Önemli :

 

Türkiye’nin gündemi genelde birkaç kısır başlığa sıkışmış  ve ısrarla değişmiyor. Terör, futbol, paparazziler ve kaşalot medya mensupları muhabbetleri. Durum böyle olunca ‘önüme koyulanı yerim’ misali, küresel değişimlerin rüzgârından bihaber toplum, ancak sağanak yağınca farkında oluyor.

 

ABD’de iki önemli toplumsal gelişme var. Birincisi geçen yıl başlayan ‘ Tea Party = Çay Daveti’ ikincisi yukarıda sözünü ettiğim ‘Finans Kapital’ e başkaldırı. Piyasa ekonomisinin en gelişmiş aşamasını yaşayan ABD’de doğan bu toplumsal hareketlerin yeryüzüne ve Türkiye’ye yayılması kaçınılmaz.

 

Çay Partisi hareketine genelde sağcı ideoloji hâkim. İsmini Amerikan bağımsızlık hareketinin başlangıç noktası sayılan Boston’da İngiliz Çayının denize dökülmesinden alıyor. Ayrıca siyasi parti ve çay davetinin aynı kelime olmasından hoş bir seda oyunu yaratılmış. Ama sizleri yanıltmasın. Hareketin söylemi, aşırı dinci, ırkçı ve içine dönük bir Amerikan toplumunun özlemi içinde.

 

İşgal Hareketi daha enteresan boyutlar taşımakta. Avatar filmini hatırlarsanız. ,İnsanoğlu değerli bir madeni elde etmek için başka bir gezegenin doğasını yok etmekteydiler.  Film,  vahşi kapitalizm örneğini beyaz perdeye taşımakta. Filmde Hollywood ruhuna sadık kalınarak sonunda iyiler kötüleri yeniyor ama gerçek hayat bambaşka. İşte, İşgal Hareketine bu açıdan ele almak gerekmekte. Girişim vahşi kapitalizme bir başkaldırıdır. Kapitalizm’in sembolü finans kapital olduğu için hareket New York’un borsa semtinden başladı.

 

İşgal Hareketi’nin çarpıcı sloganı ‘Biz Yüzde 99’uz’. Bu slogan hem bazı duyguları hem de bazı gerçekleri yansıtmakta. Amerikan’ın yüzde 1’i varlıkların büyük çoğunluğunu elinde tutmakta. Aynı yüzde 1,  politikacıları, lobiciler üzerinden satın alarak, Senato’dan kendilerini zengin edecek kanunları çıkartmakta.

 
Son Güncelleme ( Pazartesi, 05 Mart 2012 19:08 )
Devamını oku...
 
MERKEL NEREYE KOŞUYOR? PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Cuma, 21 Ekim 2011 14:21

MERKEL NEREYE KOŞUYOR?

Geleneksel Türk-Alman Dostluğu derler. Tarih sahnesine gecikmiş olarak çıkan Alman sömürgeciliğinin Doğuya açılımı, Osmanlı İstanbul’undan başlayıp  Bağdat Demiryoluyla Hicaz’a uzanırdı. Sultanahmet meydanındaki Alman Çeşmesi Osmanlının Kaysere İstanbul hatırasıdır.

 İmparatorluk çökünce dostlara vefa konusunda hassas olan Almanlar Boğaz’ bir denizaltı gönderip Enver Paşa’nın kaçmasına yardımcı olmuşlardı.

 

 

 

Tokadı Yedikten Sonra : 

İkinci Dünya Savaşında feci şekilde dağılan Almanlar ekonomilerini hayata geçirecek iş gücünden yoksun kalınca önce yakın komşularına başvurdular. Onlarında çoğu kendileri gibi genç kuşakları harcadığı için birden akıllarına eski dostları Türkiye geldi. Ve Almanların yaptığı demiryolu tekrar işlevlik kazanarak Anadolu’nun köylülerini vagon vagon  Avrupa’ya  taşımaya başladı. Ancak bu sefer ki işbirliği eşit değildi. Artık muhatapları kapalı bir ekonomi, yarı sanayileşmiş bir tarım ülkesiydi. Uluslar arası şirketler ‘taşeronluk’ kurumunu henüz geliştirmedikleri için, Almanların ithal etmek zorunda kaldıkları iş gücü, ileride sorun olmasın diyerek ‘Misafir İşçi’, ‘Gastarbeiter’ olarak tanımlandı. 

Fakat işler sanıldığı gibi gitmedi,  Almanlar zenginleştikçe doğum oranları düşerken, Türkiyeli misafirler bir yolunu bulup üçüncü dördüncü kuşak Almanyalı oldular. 

Berlin duvarı hızla çöküp Almaya birleşince ortaya bambaşka bir Almanya çıktı.

Avrupa Bölünürken 

Yunanistan kriziyle tetiklenen kaos şu gerçeği ortaya çıkardı: Avrupa’da Avrupa’dan içeri başka bir Avrupa var. O bölgede Hollanda, Almanya, Avusturya, Çek ve Polonya Cumhuriyetlerinden müteşekkil.  Bu bölgeye Danimarka’yı, İsviçre’nin Almanca konuşan kısmını ve Belçika’nın Flamanlar’ını  vasal bölgeler olarak rahatlıkla ekleyebiliriz. 

Ortaya çıkan bölge, Hitler’in ‘Lebensraum’,  Almanya’nın  Yaşam Alanı’ olarak tanımladığı bölge. Yanlış anlaşılmasın Führer’in bu değerlendirmesi 60 yıl sonra gerçekçi gözükmekte ama bu hedefe ulaşmak için 6 milyon Musevi’yi sabun yapması tarihin en büyük sapıklığı. 

Coğrafya kaderdir gerçeğinden hareket edersek Alplerin ortadan böldüğü Avrupa’da Akdeniz insanı daha farklı bir insan ve bu nedenle, örneğin Yunanlılar, kazdıkları çukurdan çıkamayacaklar.

 
Son Güncelleme ( Pazartesi, 05 Mart 2012 19:09 )
Devamını oku...
 
ARAP BAHARI PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Salı, 27 Eylül 2011 12:19

İnsan bazen zamanın ilerisinde oluyor. O gün yazdıkları güncelden ötede kalıyor. Nisan 2005'de bir analiz yapmıştım, o analiz şimdi geldi bizi yakaladı. Orta Doğu'da değişim rüzgarları esmekte. AB çatırdıyor. Türkiye'de etkilenecek. Kaçınılmaz bir olgu. Analizimi yeniden yayınlıyorum. Doğru kavramlar doğru analizleri getirir.

  

 

 

 

 

ARAP BAHARI  

Güzel Türkçemizde Arap Saçı, Arap Sabunu gibi ilginç deyimler var ama ‘Arap Baharı’ henüz dilimize girmedi. ‘Arap Baharı’ global medyanın Irak’ta Saddam rejiminin sona ermesi ile başlayan iklim değişikliğine verdiği ad. Bu iklim değişikliği o kadar hızlı ve güçlü gerçekleşmekte ki, etkileri Doğu Avrupa’dan Orta Asya’ya kadar hissediliyor.

 

Bu haftaki analizimde İslam dünyasında demokratikleşme hareketinin siyasal kavramları üzerinde durmak istiyorum. Bazı kavramları doğru anlamak ve kavramak sanırım Orta Doğu’da yaşananan demokrasi hareketinin sonuçlarına ışık tutacak. ABD stratejistlerinin beklentilerinin ne kadar gerçekçi olduğu konusunda sağlıklı tahmin yapmamıza yardımcı olacak. Arap Baharı konusundaki analizimizin en önemli sonucu, gelişmelerden etkilenecek coğrafyanın bir parçası olan Anadolu’da ne tür siyasi rüzgarların eseceği konusunda bir nebze fikir sahibi olmak.

 “Hurriya wa adl ” 

“ Hürriyet ve adalet “ yukarıdaki kavramların Türkçesi. Genç Osmanlı zabitleri zayıflayan İmparatorluğu kurtarmaya çalışırken Batılılaşmayı can simidi olarak gördüler. Batı’nın Sanayi üretimi ve askeri gücün beraberinde paket olarak gelen demokratikleşme ve kurumlarının farkına varmak biraz zamanlarını aldı ve kafaları karıştırdı. Bütün bu kavram kargaşasına en büyük katkı, o güne kadar İslam geleneğinden gelen yönetim, iktidar ve hürriyet konusunda yaşandı. İkiyüz yıl sonra bu kargaşa halen devam etmekte. 

Batılılaşmanın üzerinde durduğu iki kavram, eşitlik ve hürriyet konusunda Orta Doğu bir hayli bocaladı. Fransız Devriminin getirdiği, ‘egalite et liberte = eşitlik ve hürriyet’ kavramları İslam geleneğinde biraz farklı algılanmakta idi. Eşitlik konusunda İslamiyet’in başlangıç noktası bütün kulların Tanrı nezdinde eşit olduğu prensibinden hareket ettiği için, bu konuda fazla bir anlaşmazlık yoktu. Asilzade ve yerleşik aristokrasi konusunda Avrupa çok daha kemikleşmiş olduğu için aslında Orta Doğu belki de daha eşit bir toplum görünümünde idi. Sorun hürriyet konusunda yaşanmakta idi. Hürriyet İslam’da ve Orta Doğu’da siyasi bir kavram değildi. Hürriyet İslam’da hukuki bir kavramdı, köle olup olmamakla ilgili bir konumu tarif etmekte idi. Köleliğin yaygın olmadığı İslamiyet’te liberte = hürriyet siyaseten fazla bir ağırlık taşımamakta idi. Azat edilmiş olmak hür olmaya eşitti. Sonunda Orta Doğu’lu düşünürler durumu fark ettiler. Aslında Avrupalılar, hürriyetten söz ettikleri zaman, Müslümanların adalet kavramından söz etmekte idiler. Geleneksel İslami prensiplere göre ‘doğru’ iktidar ‘adil’ olan iktidardı. Adil olmak ise kanuna uyan adalet olarak görülmekte idi. ‘Doğru’ iktidar olmanın şartı ise iktidara adil olarak gelmek ve adil bir yönetim sergilemekti. 

Hz. Muhammed’in Dialektik Adaleti :

Hz. Muhammed’in yaşamı boyunca gerek vahiy gerekse sünnet yolu ile ortaya çıkan siyasi yönetim ikiye ayrılmaktadır. Birinci bölümde, Hz Muhammed mevcut rejime karşıdır. Putperest Mekke oligarşisine karşı mücadele verir ve Tanrı’nın mesajını ulaştırmaya çalışır. Mekki ayetler ve hadisler Hz. Muhammed’in mevcut rejime karşı verdiği mücadelenin belgesidir. 

Mekke’den Medine’ye hicret, Hz. Muhammed’in liderliğine büyük bir transformasyon getirir. Hz. Muhammed devlet başkanıdır ve devlet başkanlarının fonksiyonlarını yerine getirir; Yönetir, kanun çıkarır, savaş ve barış yapar. Kısacası mevcut rejimin çizdiği çerçeve içinde adil yönetim sağlar. İşte Orta Doğu’nun siyasi geleneği ve yönetim tarzı Hz. Muhammed’ten günümüze Mekke ve Medine dönemlerinin iki değişik tarihsel evresinden kaynaklanmaktadır. Doğası dialektiktir. 

 

Son Güncelleme ( Pazartesi, 05 Mart 2012 19:13 )
Devamını oku...
 
ŞU TANK MESELESİ PDF
Engin Civan tarafından yazıldı   
Çarşamba, 14 Eylül 2011 22:12

Çıkan haberlere göre AKP hükümetin en sevilen projesi tank geliştirme projesi oldu. Bugünlerde asker sivil ilişkilerinde yeniden düzenlemeler olurken tank konusunu ele almakta yarar görüyorum. Demokratikleşme sürecini canı gönülden destekliyorum lakin bir ordunun esas sınavı askeri başarılarındadır. Bu günlerde asker-sivil ilişkileri çağdaşlaşırken, ordunun esas görevi olan savunma gücü ve bu gücün yaptırım erki göz ardı edilmemeli. Özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) ciddi bir paradigma değişimin eşiğine geldiği bu ortamda.

Bu nedenle Tank Projesiyle birlikte silahlı kuvvetlerin yapılanmasının ne olması gerektiğini analizini yaralı görüyorum.

Yapılanma Soğuk Savaş Markalı:

NATO çerçevesinde Sovyetlerin Güney Doğu kanadına birlik tahsis etmelerini sağlamak için TSK’nin Kara gücü sayısal olarak yüksek tutulmuştur. Doğal olarak, bu kadar yüksek asker sayısı ciddi bir mekanize gücü ve binlerce tankı da beraberinde getirmektedir. ( Bunun yan ürünü de albay ve paşa sayısında enflasyondur. Aynı grup içinde vatan kurtaranların sayısında ki fazlalık da yan ürünün hediye çeki olmakta).

Tarih Bizi Yanıltmıyor:

Tarihe baktığımızda Anadolu yarımadası iki büyük meydan muharebesine sahne olduğunu görüyoruz. İkisi de Doğu’dan gelen ‘barut öncesi’ savaşlar. Sakarya muharebesini sayısal olarak benzer özellikler taşısa da uzun yıllar süren bir istila savaşının parçası olduğu için ayrı tutuyorum.

Dünya Tarihine baktığımızda iki kez tank savaşı görmekteyiz. Birincisi Kuzey Afrika’da Almanların Amerikan-İngiliz karmasıyla karşılaşması, ikincisi Almanların Ruslarla Orta Avrupa tank savaşları. Her iki tank savaşı İkinci Dünya savaşının bir parçasıdır fakat elektronik hava teknolojisinin henüz gelişmediği döneme denk gelmektedir.

Bunun dışında tarihte ciddi bir tank savaşı yoktur. Yakın geçmişte tankların rezil olduğu savaş örnekleri çoktur. Saddam’ın binlerce tankını Amerikan tank avcısı uçaklar 48 saatte yok edişi sadece son örnek.

Tank Bir Güç Göstergesi:

Sincan tecrübesinde yaşandığı gibi, ‘ Tank Sesiyle Uyanmak’ başlığında atıldığı gibi, tank bir gövde gösterisidir. Günümüz savaş gerçeklerinde ise tank hantal ve verimsiz bir silahtır. Irak’ta ve Afganistan’da ABD tank kullanamıyor. Zırhlı araçlar ise mayınların oyuncağı olmuş durumda. Durum o kadar komik ki ABD’li askerler Hummvy'lerin önüne sırıkla ekmek kızartıcı asarak mayınlardan korunmaya çalışmakta.

Son Güncelleme ( Çarşamba, 14 Eylül 2011 22:17 )
Devamını oku...
 
İNANCA DAYALI DEMOKRASİ PDF
Engin Civan tarafından yazıldı   
Salı, 23 Ağustos 2011 01:00

Mayıs 2008’de bir analizimi sizlerle paylaşmıştım  ‘Derin Ekolojinin Işığı Altında Sürdürülebilir Kapitalizm 1inci Bölüm’. Uzun bir analizdi. Türkiye’de bir çok üniversite öğrencisi olağanüstü ilgi göstermişti.

Geç de olsa analizimin ikinci bölümünü şimdi yayınlıyorum. O günkü analizin ana fikri, modern kapitalizmin hayatta kalmasının tek yolunun, şirketlerin insanı yeryüzünün bir parçası olarak kabul ederek kar faaliyetlerini planlarken çevreye uyumlu düşünmesi olduğuydu.

Son üç yılda birçok örnek yaşandı ama iki olay, BP’nin Meksika Körfezine akıttığı petrol ve Japonya’da yaşanan nükleer kaza öne çıkan olaylar oldu.

Bugünkü analizimde insanı doğanın bir parçası olarak görmeyen ve ‘her şey insan için’ felsefesini öne çıkaran dini inançların siyasi örgütlenmesini irdelemek istiyorum. İnanca dayalı demokrasi arayışları dünyamızda yeni bir trend ve 21nci yüzyıla damgasını vuracak bir  akım niteliğinde. Bu akımın karşısında durabilecek tek karşı akım da gücünü doğaya yaslamış ekolojik bilinçlenme. İlk Örnek Amerika'dan

Yeni akımların birçoğu ABD’den kaynaklı olduğu için ilk örneğimi de bu ülkeden veriyorum. Amerikan halkı ekonomik sorunlar devam ettiği için Obama’ya açtığı krediyi iptal etti. Siyasi tartışmalar sürerken karşıt  parti Cumhuriyetçiler de Obama’ya gelecek seçimde rakip olacak adayın arayışı içinde. İlk denemenin yapıldığı Iowa eyaletinde sürpriz isim olarak Michele Bachmann öne çıktı. Bachmann halen Cumhuriyetçi Partiden Temsilciler Meclisi üyesi. Şimdi sıkı durun, Bachmann'ın söyleminden size iki örnek vereceğim. Bu iki örneğin "Ekoloji mi,  inanç mı?" Açmazına nasıl ‘cuk’ oturduğuna sizler karar vereceksiniz.

Bachmann 2006 senesi Temsilci seçimlerinde  şu örnekle gündeme gelmişti. ‘ Eşim bana vergi hukuku konusunda eğitim almamı önerdi. Ben o konudan nefret etmeme rağmen Tanrı’nın emrini anımsadım ‘Kocana itaat et!’ (İncil Efesliler Bölümü). Bachmann geçen hafta katıldığı medya panelinde 5 sene önceki yorumunun arkasında durduğunu tekrarladı.

Bachmann’la ilgili ikinci örneğim 3 dönemdir Temsilciler Meclisi üyesi olan vekilin şu anda en çok saldırdığı kurum. ABD’de bulunan EPA Kurumu Türkiye’de ki Çevre Bakanlığı'nın karşılııdır. Bachmann EPA’yı ‘işsizlik yaratan makine’ olarak yaftalıyor. Başkan olursa EPA’yı kapatacağını söylüyor. Kısacası dindar bir Hıristiyan olarak Minnesota eyaletinden 3 defa seçilme başarısı elde etmiş Alman kökenli politikacı çevreyi korumak için kurulmuş bakanlığa karşı.

Son Güncelleme ( Salı, 23 Ağustos 2011 01:19 )
Devamını oku...
 
NE OLACAK PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Salı, 09 Ağustos 2011 03:37

NE OLACAK BU MEMLEKETİN HALİ ?    

 

Dillerde Name Olmuş Bir Soruydu : 

70'li, 80'li, 90'lı yıllarda Türkiye'de en popüler soruydu. Her köşede insanların birbirine en çok  yöneltiği soruydu. Tek   

reçeteli çözüm  kültürüne alışık bir toplum için iddalı teşhisler çatışırdı.

Şimdi geldik 2011 senesine. Ne olacak bu halimiz artık günlük konuşmalarda fazla geçmiyor.

Sorunun adresi değişti. 'Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner' misali bu sorunun adresi artık başka bir ülke; 

ABD !   

Zafer Sahroşluğunu Üstünden Atamadı 

Kim ne derse desin Sovyetlerin yıkılması ABD için bir zaferdi. Başkan Clinton dönemine denk gelen yıllarda ABD ikinci altın dönemini yaşadı. Dünyada rakipsiz, bütçesi denk, işsizlik sıfır, parası güçlü bir ülke olarak  global sahnede 'tek tabanca' ülke olmanın keyfini çıkardı. İnternet devrimiyle gelen digital çağla birlikte, Amerikan toplumu sınırsız borçlanma algılamasının yarattığı psikolojiye kapılıp, üretmeden tüketmeyi yaşam tarzına dönüştürdü.   

Finans Kapitalin Boyunduruğunda Bir Toplum 

Yaşadıklarımız ve modern tarihten damıttıklarımız bize bir gerçeği öğretti: Hiçbir ideoloji insanoğlunun ekonomik psikolojisini ve davranış biçimini tamamen kestiremiyor. Ne ki her ideoloji belli teşhislerinde yerden göğe haklı çıkmaya devam ediyor. Bunlardan biriside Yoldaş Lenin'in 'Finans Kapital' analizidir. Dünyanın en yüksek kapitalizm seviyesini yakalamış bir ekonomi olarak 'Finans Kapital' ABD için gerçek bir olgudur. Amerikan Finans Kapitali siyaseti etkiliyor ve ABD' de ekonomik göstergeleri disiplin altına alacaksiyasi konsesüs oluşturulamıyor. Büyük sermaye lobileri çok güçlü ve başta vergi konusu olmak üzere tıkanmış ve acil çözüm bekleyen makro konularda tamamen ideolojik bir kampanya yönetiyorlar.

Son Güncelleme ( Salı, 23 Ağustos 2011 00:55 )
Devamını oku...
 
Suriye II PDF
Engin Civan tarafından yazıldı   
Salı, 26 Temmuz 2011 00:19
Şam Tatlısı başlıklı Suriye analizimin ikinci bölümüne devam etmek istiyorum. Birinci bölümle ilgili aldığım bir çok yorum ' Biz Suriye'yi yakından tanımıyormuşuz' mealinden oldu. Birkaç ırkçılık suçlamasını da mecburen sineye çektik, çünkü esas olan durum tespiti yapmaktı.

Benzemez kimse sana

Arap Baharı Tunus'ta başladı, Mısır, Libya Bahreyn derken Suriye'ye dayandı. Diğer üklelerde sonuç nispeten hızlı alındıysa da Suriye'de rejim değişikliği çabuk olmayabilir. Arap dünyasına baktığımız zaman iki güçlü kurum görmekteyiz. Ordu ve 'Müslüman Biraderler'. Liberal aydınlar sivil toplum örgütleri ve sol yok denecek kadar zayıf . Bu durumda en güçlü iki kurumun temsil ettiği ideolojilerin çatışması kaçınılmaz olmakta.

Mısır'da Mübarek'in koltuktan inmesi çok kolay oldu, çünkü Mısır Genel Kurmay'ı Mübarek'in arkasında durmadı, Amerikalı meslektaşlarına kulak verdi. En köklü 'Müslüman Biraderler' geleneğine sahip Mısır'da bu grup meşrulaşıp politik hayata girmeyi kabul edince iş çorap söküğü gibi çözüldü.

Suriye farklı bir profil çizmekte, diğer Arap ülkelerine benzememekte. Tavrına hayran olunur mu?  Sanmam. Suriye'de Al Assad rejimi Alevi generallerle birlikte orduya hakim. Müslüman Biraderler ordunun ateş gücüne sahip değiller, dolayısıyla çatışma ve ayaklanmalar sürüp gidebilir.

Mezhep çatışması mı?

Kolaya kaçan yorumlar bu hareketin bir demokratik ve özgürlük hareketi olduğu yolunda. Türkiye kökenli analizler 'Sırça Köşkte' oturma psikoljisinden etkilendiği için genelde bu yolu seçmekte. Hatırlatayım analizimin ilk bölümünde Suriyeli Alevilerin iktidar yürüyüşünün 40 yıl gibi kısa bir tarih dilimi olduğunu belirtmiştim. Şimdi Fransızlar öncesi Suriye'de hakim olan 'müesses nizam' tekrar filizleniyor.Ve 500 yıllık geçmişi olan düzen Sünni mezhep ağırlıklı.

Son Güncelleme ( Salı, 26 Temmuz 2011 00:38 )
Devamını oku...
 
Şam tatlısı kaç para? PDF
Engin Civan tarafından yazıldı   
Perşembe, 14 Temmuz 2011 00:24

Suriye'de Arap Baharı rüzgarıyla ayaklanmalar devam etmekte. Hillary Clinton konuyu görüşmek üzere Türkiye'ye geliyor. Yemindi, Panpişti, Fenerdi derken konunun karambole gelmesinden korkarım. Suriye pokerinde pot çok yüksek, Tunus, Mısır ve Libya ile karıştırmamak gerek. Türkiye için inanılmaz riskler bulunmakta.

Bu konuda mahdut sayıda da olsa, meraklı okurları aydınlatmakta fayda var, çünkü Suriye'nin sisteminden ve yaşananlardan alınacak ders çok.

Suriye'nin Etnik Yapısı

Türkiye'nin Milli Eğitim politikası Batı'ya yönelik olduğu için Doğu ve Orta Doğu konusunda toplumsal bilgi birikimi oldukça düşük. Bu nedenle analize bir ufuk turuyla girmek istiyorum.

Suriye'nin 25 milyonluk nüfüsunun üçte ikisi Sünni müslümandır. Osmanlı'dan aldığı deneyimle dini konularda bilinçli bir şekilde sayım yapmaz, bu nedenle etnik yapıyı ancak tahmin etmek mümkündür. Suriye'de yaşayan Aleviler'in sayısı yaklaşık 1.5 milyondur. Bu gruba Şiiler ve İsmailer'de eklenirse, Sünni olmayan müslümanlar yüzde 13 civarındadır. Öte yandan değişik Hıristiyan gruplarda nüfüsun yaklaşık yüzde 10'nu oluşturur.

Alevilerin Suriye Deneyimi

12nci yüzy
ılda İbn-i Nusayr'ın liderliğinde Şii İslam'dan kopan Aleviler 1920'li yıllara kadar Nusayri olarak anıldılar. Hatay'a yakın Latakya bölgesinde yoğunlaşan Aleviler genelde toplumun kırsal ve fakir kesimini oluşturmuşlardı. Sünniler ise toplumun kentsel, ekonomik ve politik omurgasını ellerinde tutmaktaydı. Sünniler Nusarileri aşağılayıp dışladığı için aslında bir Şii kavramı olan 'Takkiye' Suriyeli Alevilerin 'Survivor' koruma zırhı olmuştu.

Fransız Kalmayalım

Birinci Dünya Savaşı kaybeden Osmanlı Suriye'yi Fransa'ya bırakır. Savaştan önce, yıllarca Nusayrileri, Osmanlı tarafından desteklenen Sünni çoğunluğa karşı kışkırtan Fransa'nın eli rahatlar. Fransızlar ilk iş olarak 1920 senesinde Nusaryilerin ismini Alevi olarak değiştirirler. Böylece Fransızlar Hırıstiyan ve Dürzülerle beraber Hz. Ali ile bağlantı kurmuş olan Alevi azınlığı yanlarına alıp, Osmanlı bakiyesi Sünni çoğunluğa karşı denge oluştururlar. Tabii ki Fransız stratejisinin esas unsuru Fransa'nın sömürge çıkarlarıdır.

Son Güncelleme ( Salı, 26 Temmuz 2011 00:39 )
Devamını oku...
 
SINIRLAR DEĞİŞMEZ PDF
Engin Civan tarafından yazıldı   
Salı, 14 Haziran 2011 00:36

Yazıyorum yazıyorum (yanlış anlaşılma riskine rağmen) bir türlü anlatamıyorum. Hata bende herhalde. Tekrar yazacağım ve bu bağlamda seçimleri yorumlayacağım.

 

Daha önce belirttiğim gibi 'Sünniler Muktedir' oldu. Gidişat pek değişeceğe benzemiyor.

 

Eskiden muhafazakar sağ denirdi, şimdi vesayet sistemi erimeye başladığı için açık konuşabiliyoruz.

 

AKP, SP, HAS, BBP ve DP partilerinin aldığı toplam oy yüzde 53.5. Bu orana MHP'den 10 puan eklersek toplam oy yüzde 63.5 eder. İşte size çekirdek tabanı Sünni müslüman olan, bekli biraz laiklerden, belki biraz Alevilerden belki biraz beyaz Türklerden oy almış blok.

 

Kemalizm, darbeler, asmalar ve kesmelerin uzun vadede hiçbir işe yaramadığını ve sayısal çoğunluğun,

akan su misali, kendi mecrasını bulacağı aşikar. Entelektüel açıdan 'Çoğunluğun kararları doğru mudur?'  tartışmasına girmeyeceğim, çünkü ayrı bir analiz konusudur.

 

Klişe keramettir. Türkiye'de sağ yüzde 65 sol yüzde 35 tir. Gerisi teferruattır. Sağı toparlayan lider iktidarı kesintisiz elinde tutar, ta ki çeteler devreye girinceye kadar. Önemli olan sağı elinde tutan liderin yozlaşmamasıdır.

 

Şimdi gelelim parti bazında kazanan ve kaybedenlere ve realite çekapına.

 

AKP: Oyunu arttırdı vekil sayıs azaldı. Başarılı mıdır? Evet başarılıdır, çünkü kimin eli kimin cebinde olduğu belli olmayan bir ülkede üç defa iktidar koltuğuna oturmak zordur. Kendi çıkarlarını her türlü çıkarın üzerinde tutan medya, adalet ve savunma sistemlerini bünyesinde barındıran bir ülkede iktidarı korumak zordur. AKP bunu başardı. Mutsuz çoğunluklar sandık başında konuştu.

Son Güncelleme ( Salı, 14 Haziran 2011 00:51 )
Devamını oku...
 
WHERE IS THE KEKLİK ? PDF
Engin Civan tarafından yazıldı   
Pazar, 15 Mayıs 2011 12:51
Seçimler yaklaşıyor. Türkiye havaya girmiş, herkesin sonuçlarla ilgili tahmini var. Tahminlerin çoğunun ardında sonucu etkileyip iktidar denklemini kendi lehine bozmaya çalışanların sayısı yüksek.

Politikaya soyunmadığım için sempatik olmak zorunda değilim. Medya patronum olmadığı için taraflı olmak zorunda da değilim. Sadece kayıda geçmesi dileğiyle seçim konusunda bir analiz yapmak istiyorum.

Önce Kendi Pozisyonum

Daha önce bu köşede defalarca yazdım. Dünyadaki değişim rüzgarını Türkiye'de yakalayan tek parti AKP'dir. Doğrusuyla, yanlışıyla demokratikleşme adına attığı adımları destekledim. Çağdaş yaşamın sağlandığı, faşizimden arınmış, bürokrasinin derin koridorlarından yönetilmeyen bir Türkiye için AKP'in panzehir olduğunu düşünen birisiyim.

Malum Sonuç

Genel kan
ı AKP'in iktidarı tek başına yakalayacağı doğrultusunda. Referandumda yüzde 55 olarak çıkan evet oyları 10 puan azalsa bile yüzde 45'le AKP yine iktidar ve Erdoğan en uzun hizmet gören Başbakan olmaya aday.

Bu görüşü savunanlar AKP'in ekonomik başarısını öne sürmekteler. Burada bir parantez açacak olursak, özellikle en düşük gelir seviyesindeki yüzde 20'nin son 8 yılda ciddi aşama kaydettiğini görüyoruz. Bence bu AKP'in en büyük seçim kozudur.
Son Güncelleme ( Salı, 26 Temmuz 2011 00:39 )
Devamını oku...
 
Sabah Gazetesi söyleşisinin tam metni PDF
Engin Civan tarafından yazıldı   
Çarşamba, 09 Mart 2011 21:43

Ocak 2011'de hiç tanışmadığım bir gazeteci  beni aradı ve söyleşi yapmak istediğini söyledi. Başımdan geçen felaketin üzerinden 17 yıl geçmesine rağmen bu konudaki rezaletleri unutmadım ve unutamam. Ben de kendisine detaylı bir şekilde yazılı cevaplar vererek bir dizi e-posta gönderdim.

İki gün önce soyleşinin bir bölümü yayınlandı. Doğal olarak Türkiye medyasının sansasyonel tarafı ağır bastı. Akabinde ünlü paparazziler konunun üstüne atladılar ve söylemek istediklerim biraz güme gitti.

Gazeteci arkadaş da bu duruma üzüldü. Kendisinden izin aldim ve benim e-postalarımdan çıkardığı ve gazeteye sundugu söyleşinin tam metnini burada yayınlıyorum.

Her musubetten bir hayır çıkar. Artık bundan 17 sene önceki gibi kontrol altında tutulan yerleşik medya yok. O medyayla dans eden adalet sistemi yok. İnternet medyası sayesinde ensesi kalın olmayanlar da sesini duyurabiliyor.

Şu anda çekindiğim medya patronum yok. Üzerimde iş takipçisi yayın yönetmeni baskısı yok. Tetikçi medyacıların sindirdiği adalet sistemine tabi değilim. Üstüne ustlük oy toplamak için sempatik olmak zorunda da değilim. Turkiye'de hiç bir iş yapmadığım için bana saldıracak bürokrasi de yok. Türkiye'de iş yapan patronum da yok.
Yani fikirlerimi korkmadan yazabiliyorum.

YAŞASIN internet medyası!

Söyleşinin tam metni :

Engin Civan ve Selim Edes isimleri uzun yıllar kamuoyunu meşgul etmişti. Olayın temeli 5 milyon dolarlık bir rüşvet alışverişine dayandırılıyordu. Civan, olayı, sonrasını ve Amerika'daki yaşamını ilk kez anlattı. Tarihe, 'Civangate Skandalı' olarak geçti. Olay, Emlak Bankası eski Genel Müdürü engin Civan'ın, 19 Eylül 1994'te, Alaattin Çakıcı'nın adamı Davut Yıldız tarafından vurulmasıyla patlak verdi. 5 milyon dolarlık rüşvetini geri alamayan ESKA İnşaat Şirketi'nin patronu Selim Edes, mafyadan yardım istemişti. Yargılandılar. Türkiye'de yıllardır hemen herkesin diline pelesenk olan, Selim Edes'in sarf ettiği "Rüşvetin belgesi mi olur p..." sözü litaretüre girdi. Aradan geçen yıllar Civan'ın yaşadıklarını unutturmamış, tam tersine kendi deyimiyle hep, 'sıcak' duruyor. Skandalın her iki kahramanı da Amerika'da yaşıyor. Bir arkadaşının yanında finansal danışman olarak çalışan Civan, aynı zamanda Washington'da küçük bir dükkanda plastik tabak, çatal, bıçak, kağıt havlu, telefon kartı ve nalburiye malzemeleri satıyor. Annesinin yemeklerini, Fatih Camii'nin avlusunu, Bebek'te yürüyüşü ve Beşiktaş maçlarına gitmeyi özlediğini söyleyen Civan'la Özal'la nasıl tanıştığını, genel müdürlük döneminde yaşadıkları, cezaevinden çıktıktan sonra ABD'ye gidişini ve en önemlisi Türkiye'de neleri özlediğini konuştuk.

Son Güncelleme ( Çarşamba, 09 Mart 2011 23:09 )
Devamını oku...
 
<< Başlat < Önceki 1 2 3 4 5 6 Sonraki > Son >>

Sayfa 5 > 6

Makaleler