• Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
Araçlar

engincivan.net

Sa
12
Ara
Hay Hay Şanghay PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Perşembe, 26 Eylül 2013 21:55
ABD,nin küçük fakat önemli eyaletlerinden Maryland heyetiyle San Francisco’dan 12 saatten fazla süren bir uçuşla Şanghay ‘a vardık. Bizi bekleyen şoför arkadaş bizim delegasyonumuzun kaldığı Marriot City Center oteline bıraktı. Otel yeni ve mükemmel bir işletme. Ben ve ortağım biraz geç geldiğimiz için gece turuna çıkan büyük gruba katılmadık.

Şanghay,Yangze ( Sarı Nehir) deltasında olduğu için bol miktarda akarsu kanalları ve küçük köprülerle şehrin parçaları birbirine bağlanmış. Eski Şanghay karakteristik bir kent. Ortasından geçen akarsu, liman ve kolonyal dönemden kalma batı tarzı mimariyle İstanbul’un Pera, Beyoğlu, Nişantaşı semtlerini anımsatıyor. Tarihi yarımada da büyük gökdelenler var fakat bir kısmı konut bir kısmı iş yeri. Dünyada ne kadar meşhur marka varsa hepsi burada.

Temiz ve modern görünümlü restaurantların yanı sıra salaş lokantalar ve taburelerin üzerinde oturarak yemek yenen sokak mutfakları bulunuyor.

Şanghay stratejik konumundan dolayı batının her dönem ilgisini çekmiş bir kent. Sarı Nehir’in deltasında olması Beijing ve Hong Kong’un tam ortasında yer alması ve Çin Denizine açılan liman olarak cazibe merkezi olmuş bir kent. Bu kent için Ankara-İstanbul, Washington-New York paralelliklerini çizmek mümkün. Şanghay kenti, tarihe ‘Afyon Savaşları’ olarak geçen İngiliz emperyalizmin tavan yaptığı döneme sahne olmuş bir kent. Bu nedenle kentin 1900’lü yıllardan kalma büyük güçler arasında bölünmüş bölgeleri bugün hala ait olduğu ülken in mimari özelerini taşıyor.

Devamını oku...
 
Fenerli Değilim Ama PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Pazar, 25 Ağustos 2013 12:42

Uzun bir aradan sonra tekrar analizlere döndüm. Gezi sonrası Türkiye farklı, Mursi sonrası bölge farklı ancak ben yazı sezonuna futbolla giriyorum. Aslında aydınların özellikle liberal aydınların futbol, takım tutma vs. konusunda köşelerini telef etmelerine karşıyım. Bu nedenle Hasan Cemal gibi aydınları eleştiriyorum ama bu sefer konunun futbol+ politik = futpolitik yönünü ele almak istiyorum.

Fenerium Devalüe Olurken:

İstanbul’un ölümsüz bir ‘Kostantiniye Ruhu’ var. Bizans da spor politikanın ayrılmaz bir parçası olmuş. Bu konuyu ‘Nika Ayaklanması’ analizimde yazmıştım. Detaya girmiyorum. Ya huyundan ya suyundan misali günümüz İstanbul’unda durum pek farklı değil. Gezi olayları bunu bir kez daha ispatladı.

İstanbul’un ve Türkiye’nin en popüler takımı Fenerbahçe’dir. Bu gerçeği bir BJK’li olarak teslim ediyorum. Kabul edelim Fenerbahçe bir dünya markasıdır. İstanbul Fener’in anayurdudur ama Anadolu’da çoğunluğun en azından ikinci tercihidir Fener. Son yıllarda hem Fener hem de Türkiye futbolu inişte.

Şike olayında kamuoyunda yayınlanmamış bantlara girmiyorum sadece yayınlanmış olanların yüzde 10 bile durumun vahametini gün ışığına çıkarıyor. Ne ki Fener yönetimi hala koltukta kalmakta ısrarlı davranıyor.

Bilmeyenler için açayım, Fener, TSK’nin de en popüler takımdır. Askeri vesayetin tavan yaptığı günlerde maç günü askeri üslerden İstanbul’la çok C-130 seferi yapılmıştır. İşin içine politikacılarda girince ‘Şeref Tribünü’ denilen mekân aslında bir lobi faaliyet alanına dönüşür. Paşalara, bakanlara ve diğer tüm rant vanalarını elinde tutan zevata en kolay ulaşma merkezi stadın ‘Şeref Tribünü’ dür.

Dünyada spor ekonomisinin nereye gittiğini anlamayan, marka takımların ekonomik gücünü göremeyen Fener yönetimi ısrarla ‘benim olsun küçük olsun’ rantının peşinde. Bu karambolda Fenerbahçe gibi dev bir spor kulübü kan kaybetmeğe devam ediyor.

Uzağa gitmeye gerek yok. Manchester United (MU) gibi marka bir takımın Çin’de, Japonya’da Kore’de bile milyonlarca taraftarı var. MU’nun dünyadaki toplam taraftar sayısı tutucu tahminlere göre 133 milyon. Bu rakamın ekonomik ve mali gücünü görmemekte ısrar etmek sadece Fener’e değil Türkiye’ye kayıp demektir.

Fener’in bu gidişine dur demeyen taraftarın sorumluluğu var ama çarpık ilişkiler içinde olan bazı spor medyası mensuplarının vebali ölçüsüz.

Devamını oku...
 
İLK ÇATLAK PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Pazar, 02 Haziran 2013 22:37
Askeri vesayetten kurtulurken başka bir vesayet çukuruna düşme riskinle karşılaşan Türkiye frene bastı. Yolcular kafalarını cama çarptı.

Taksim’de tetiklenen sosyal patlamanın hemen ardından facebook sayfama yapılması gerekeni yazdım.

a) Başbakan tevazu gösterip halktan özür dileyecek.

b) İstanbul’da ki (belediye başkanı hariç) tüm kamu görevlilerinin görevden alacak.

c) Hükümetin istifasını Cumhurbaşkanına sunacak. 3 Aylık ara hükümet kuracak.

d) Eylül’ün ilk haftası genel seçime gidecek.

Türkiye ekonomisi dışarıdan kaynakla dönen bir sistemle çalışıyor. Dışarıdan gelen kaynakların en büyük nedeni ise ‘istikrar’. Türkiye’nin en büyük varlığı ve satış noktası bu. Bu varlık çok çabuk kaybolabilir, ekonomi bir ‘tail spin’ e girebilir ve bir anda dolar 2.20 borsa 50 bine çakılırsa, çıkan krizden en çok yine aynı halk mağdur olur.

Son Güncelleme ( Pazar, 02 Haziran 2013 22:39 )
Devamını oku...
 
Başbakanın ABD Ziyaretinin Ardından PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Çarşamba, 22 Mayıs 2013 05:13

Geçtiğimiz günlerde Türkiye Başbakanı Erdoğan ABD’yi ve başkent Washington’u ziyaret etti. Türkler genellikle bu tür gezilere ‘çıkartma’ yaftası takarlar fakat  gelen giden konusu şehir sakinlerinin fazla umurunda olmaz.

Bu seferki ziyaret biraz daha fazla günlük hayata yansıdı. Medya ve ABD yönetimi Türkiye’yi ve Başbakanı daha bir ciddiye aldı. Erdoğan ve heyeti Amerikan yönetimin ‘Büyük Devlet’ protokolüne göre ağırlandı. Kendisine atfedilen önemi sezen Başbakanın tavrı önemli bir dünya lideri havasındaydı.  Başbakanın vücut lisanı ve retoriği özgüven açısından tavan yapmış biçimde etrafa yansıdı.

Gelen Heyet:

Bence Başbakan siyasi açıdan ilginç bir kompozisyon yapmıştı. Yardımcıları Arınç ve Numan Beyi hem ABD’ye tanıştırmış hem de parti içi dengeleri korumuştu. Baş müzakereci bakan Bağış doğrudan müdahil olacağı bir konu olmamasına rağmen İngilizce konusunda yardımcı olmak üzere kervana katılmıştı. Gerçekten burada olması gereken iki bakan, Davutoğlu Suriye için, Enerji bakanı Taner Bey Türkiye’nin İran ve Rusya’ya olan enerji bağımlılığını azaltmak için Washington’daydılar.

İş Adamları ve kadınları, öncelikle Başbakanın davetine icabet etmek için heyette yerlerini almıştı. Gayeleri Başbakanla aynı kareye çıkmak, elini sıkmak ve ayaküstü hasbıhal etmek oldu. O görevleri tamamladıktan sonra bazısı acele yurda döndü, kimisi alış veriş yaptı kimisi de medya mensuplarıyla yemek yedi.

 90’lı yıllarda kalmış büyük heyetlerle ülke ziyaretleri modeli aslında bugün artık demode olmuş bir model ama ‘gövde gösterisi’ kültüründe halen prim yapmakta.

Son Güncelleme ( Çarşamba, 22 Mayıs 2013 19:33 )
Devamını oku...
 
Yeni Havalimanı Üzerinden Eski Düşünceler PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Cumartesi, 11 Mayıs 2013 00:07

Geçtiğimiz günlerde yapılan İstanbul Yeni Havalimanı ihalesi ilgi ve tartışma odağı oldu. Projenin ekonomik gerçekleri var. Finansal boyutu var, yarattığı siyasi rüzgâr var. Rakamları sizler için çalıştım. Bu analizimde projenin değişik boyutlarını ele alacağım.

Önce Gerçekler:

Yeni havalimanı projesi bir BOOT ( Build Own Operate Transfer) yani Yap Sahiplen İşlet Devret projesidir. Avantajı devletin kasasından bir kuruş çıkmadan varlık sahibi olması, dezavantajı imtiyaz süresi boyunca yaratılan tekel konumundan dolayı hizmette kalite riskidir.

Projenin Toplam Maliyeti 5 miyar Avro olarak öngörülmüş. Birinci etap 4 milyar ikinci etap 1 milyar. İmtiyaz süresi boyunca ilave masraflarla yaklaşık 6 milyar Avroluk bir gider ortaya çıkmakta.

Toplam gelir ise tüm kira gelirleriyle birlikte 14.5 milyar Avro gözükmekte. Açık artırmada kira bedeli 22 küsür milyar Avro çıktığına göre ihaleyi alanlar baştan zararda. Böyle bir yatırım mümkün mü? Yoksa bizim bilmediğimiz bir şey mi var?

Konuyu biraz daha açmadan önce bir iki kritik varsayıma da değinmek isterim. İlk varsayım 1.Etap da yolcu kapasitesinin yılda 90 milyon olmasını öngörülüyor. İkinci varsayım 2.Etap da 60 milyona çıkıp toplam 150 milyon yolcu/yıl öngörmekte. Yani dünyanın en büyük havalimanı inşa ediliyor.

İki kritik varsayım daha var. Bilenler bilir hani proje analizinde zurnanın ‘zırt’ dediği ver misalinden. Birincisi İç Karlılık Oranı (IIR), ikincisi özkaynak yabancı kaynak oranı. Bu projede (IIR) yüzde 9 öngörülmüş. Düşük bir orandır. Kaynak oranı ise yüzde 35-65. Açık anlatımıyla yükleniciler paranın yüzde 65’i kredileyle bulacak. Bu hesaba göre imtiyaz boyunca kredilendirilen bölüme ödenecek faiz gideri 2.4 milyar Avro. Bu rakamı inşaat maliyetine eklersek toplam maliyet 8.4 milyar Avroya çıkmakta. Gider gelir arasındaki farkta eksi 15.9 milyar Avro olmakta. Açıkça Ortak Girişim Grubu OGG işe yaklaşık 16 milyar toplam zararla başlamakta.

Devamını oku...
 
BOGOMİL’ler Nerede? PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Salı, 16 Nisan 2013 16:23
Zaman zaman bu köşede entelektüel konulara değiniyorum. Yıllardır merak ettiğim bir konuda yazmak şimdi nasip oldu.

Bogomiller özelikle Osmanlı öncesi Bulgaristan’da yaygın bir tarikat. Bogomilleri anlamadan önce İlk Hristiyanlık dönemi Orta Doğu’ya seyahat etmekte yarar var.

Maniler:

M.S. 200 yıllarda Mani isimli bir İranlı Buda, Zedüşt ve İsa’nın öğretisinin yetersiz olduğunu iddia ederek yeni ve başarılı bir din kurar. Din dualistik ( ikilemli ) bir inanç yapısına sahiptir. En önemli yapısal noktası ‘Şeytan’ın Kaynağı’ varsayımıdır.Manişeizm saman alevi gibi Orta Asya’dan Roma’ya kadar hızla yayılır. Hem İran’da hem Avrupa bu inanç sahipleri keskin bir şekilde cezalandırılıp öldürülürler.

Son Güncelleme ( Salı, 16 Nisan 2013 16:26 )
Devamını oku...
 
Öcalan Mektubunu Kıbrıs’tan Postaya Verebilirdi PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Çarşamba, 27 Mart 2013 16:30
İlginç zamanlardan geçtiğimiz kesin. Türkiye’de mükemmel yürümese de bir barış süreci yaşanıyor. Türkiye’nin yanı başında bomba üstüne bomba patlıyor. Suriye iç savaşı devam ederken Kıbrıs patladı.

Öncelikle belirteyim: Ne olursa olsun barışı ve diyalogu destekliyorum. Türkiye gibi eli kimin cebinde olduğu belli olmayan bir ülkede bu süreci yürütmek zor. Değişik ellerin değişik ceplerde gezdiği ortamda o ellerin medya uzantıları da işin içine girince ‘sapla saman’ tam bir aşure olmakta.

Silah artı uyuşturucu artı insan kaçakçılığının yarattığı 20 milyar ranttan fedakarlık etmek her baba yiğidin karı değil. Bu nedenle barış süreci boyunca her türlü dezenformasyona hazırlı olmakta fayda var.

Devamını oku...
 
Obama’nın Tepsisi PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Cuma, 22 Şubat 2013 16:06

Zenci başkan Obama 2. dönemine gireli bir aydan fazla oldu. Yemin töreni az görkemli fakat samimi bir havada geçti. Hafızamda kalan tek görüntü Obama’nın Üst Mahkemenin baş hakimi karşısında yemin ederken, eşinin tuttuğu üst üste konmuş iki İncil’e el basmasıydı. Ama ne İncil’ler !!! Birisi asırlar önce köleliği kaldıran Lincoln’ün diğeri zencilere medeni haklarını kazandıran lider Martin Luther’in kişisel kutsal kitapları. Tabii yemini eden kişinin göbek adı Hüseyin olunca kare bir başka renkleniyor.

Konunun birde mizahi tarafı var; Süper güç ABD başkanının yemin törenindeki bu fotoğrafı bile ABD konusunda her gün komplo ahkamı kesen medya esnafının hafızalısını aşıyor.

Mezeler:

Keyifli bir akşam yemeği öncesi masaya gelen meze tepsisi vardır ya. İşte Başkanlarında buna benzer seçenekleri olmakta. Birinci dönem başkanlar genelde daha aç ve daha sabırsız müşterileri anımsatır.

Bir çok mezeyi seçerler ve yiyebileceğinden daha fazlasını masaya koydururlar. İkinci dönem başkanlarının gözü toktur. Siyaseten kendilerini kanıtlamışlardır. Üçüncü defa seçilme olasılıkları yoktur, siyasi işportacılıktan uzaktırlar.( Mr. Ironhand kulakların çınlasın). İkinci dönem başkanlar meze tepsisinde daha akılcı seçeneklerle yoğunlaşırlar.

İkinci ve son dönem başkanları ulvi, kalıcı ve yapısal konulara eğilirler ve derin toplumsal konularla güreşirler. Obama’nın yemin töreninden sonra birkaç hafta önce mecliste yaptığı konuşmada ikinci dönem başkanlarının ruh haliyle ilgili yeterince ip ucu vardı.

Son Güncelleme ( Cuma, 22 Şubat 2013 16:13 )
Devamını oku...
 
Amerika’nın Nesi Var? PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Çarşamba, 09 Ocak 2013 17:33
Amerika’nın fesi yok ama çok ciddi problemleri var. Üstelik problemlerin çoğu yapısal ve düzeltilmesi için ciddi toplumsal uzlaşma gerekmekte.

Bu analizde sizlere Amerika hastalığının kökünde yatan nedenleri açıklamaya çalışacağım.

Önce Kuşaklar Arası Çatışma:

1984 senesinde net varlık olarak 65 yaş ve üzeri Amerikalıların $ 120 bin doları vardı. 35 yaş ve altı Amerikalıların net varlığı $11 bin 500 dolardı. 2009 yılına geldiğimizde aynı rakamlar $170 bin ve $ 3 bin 600. Açıkçası çeyrek yüzyılda yaşlı Amerikalılar biraz daha zenginleşirken genç kuşak korkunç bir varlık kaybına uğramış. Güncel rakamlar elimde yok ama sanıyorum gençler bugünlerde sıfır veya sıfırın altında. Başka bir deyişle yaşlı Amerikalıların net varlığı ( Varlıklar- Yükümlülükler ) yüzde 42 artarken genç Amerikalıların ki yüzde 68 düşmüş.

Yukarıda ki paragrafta açıklamaya çalıştığım kuşaklar arası fark öncelikle özel eğitim giderlerinden kaynaklanmakta. Amerika’da yüksek öğretim masrafları el yakıyor. O kadar ki şu anda borçlanıp üniversiteyi bitiren gençlerin toplam öğrenim kaynaklı borcu 1 trilyon dolar ve toplam tüketici borcundan daha fazla.

Yüksek ücretli yeni iş imkânları açılmadığı için mezunlar düşük ücretli işlerde çalışıp bocalıyorlar ve nakit akışları tutarsız olduğu için borçlarını ödemekte zorlanıyorlar.

Genç nesilde bu konuda henüz bir siyasi organizasyon yok. Yaşlılar çok daha organize oldukları için emeklilik, sağlık ve sosyal güvence konusunda taviz vermiyorlar. Parlamento çoğunlukla yaşlılardan oluştuğu için gençlerin geleceklerinin giderek daha büyük ipotek altına alınmasına dur diyen yok.

Genç nesilde bu bilinçlenme yükseldiği zaman ABD siyasetinde havai fişeklere hazır olun.

Son Güncelleme ( Pazartesi, 13 Mayıs 2013 18:28 )
Devamını oku...
 
2013 PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Çarşamba, 19 Aralık 2012 22:47
Taşrada bir sirk düşünün. Çadır tıklım, tıklım dolmuş. Gösteri başlamadan az önce kuliste yangın çıkar. Panik halindeki sirk direktörü, kıyafetlerini giymiş hazır bekleyen palyaçoyu sahneye sürer. Seyircileri uyarmasını söyler. Palyaço seyircileri derhal salonu terk etmeleri için uyarır. Seyirci, uyarıyı sirk programının açılışı sanır. Palyaço el kol hareketleri yaptıkça seyirciler gülmekten kırılıp geçerler. Çaresiz palyaço uyarıların dozajını artırdıkça seyircilerin kahkahaları coşar. Kısa süre sonra alevler bütün binayı ve seyircileri sarar. 

Yukarıda aktardığım alıntı tanınmış filozoflarından Danimarkalı Kierkegaard’a aittir.

Palyaço Neyin Sembolü Olabilir?

Palyaço sahneye fırlamadan önce üzerindeki giysileri çıkarmayı akıl etse, acaba seyircileri yaklaşan alevlere karşı uyarabilir miydi? Komik olması gereken ve güldürü görevini üstlenmiş bir palyaço, seyircilerin beklentisini, giysilerini değiştirerek, kırabilir miydi? İnsanlar kurtarılabilir miydi? Bilinmez. Bilinen, medyatik 21.yüzyılda, görüntü ve gerçeğin bir gergef gibi nasıl iç içe geçtiği.

Örneğin o palyaço bir politikacı olabilir. Bir ‘Medyacı’ olabilir. Ya da hükümran elitlerin üzeri çikolata kaplı içi ‘rehavet’ kreması doldurulmuş profiterolü olabilir. Yorumunuz sahneye nereden baktığınıza bağlı.

Bir yılı daha geride bırakırken her zaman yaptığım gibi geleneksel palyaço andırışmasıyla yılın son yazısına kaleme aldım.

Son Güncelleme ( Çarşamba, 19 Aralık 2012 22:50 )
Devamını oku...
 
Zinanın Beyin Kimyası PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Pazartesi, 03 Aralık 2012 16:57
Öğrencilik yıllarında belediye otobüsünde yaşlı teyzelerin yaşam üzerine kehanetlerine şahit olurduk.‘Bina ve zina arttı, ahiret günü yakındır’ . O yıllar geride kaldı, inşaatlar tam gaz, henüz görünürde kıyamet yok. Geçtiğiz günlerde CIA başkanı, Irak ve Afgan fatihi General Petraeus’un seks skandalı patlayınca zina tekrar gündeme oturdu.

Güç Testestrona Araç Mı?

Hatırlarsınız, geçtiğimiz yıllarda Başkan Clinton genç stajyer Monica’yı Beyaz Sarayın koridorlarında içtiği puroların Freudien anlamlarıyla tanıştırmıştı. Öte yandan Avusturya kökenli Hollywood yıldızı ve eski Kaliforniya valisi Arnold’un eve gelen temizlikçiden olma çocuğunu yıllarca herkesten sakladığını kim unutur?

Ekranlara doluşan balon kafalar bu tür aldatmaları hemen güçlü erkek, koltuk kabarması, ‘büyük baş’ kompleksi yaftalarına indirgediler. İnsan kendi kendine sormadan edemiyor. Gerçekten bu tür davranışlar bu kadar basit çözümlere bağlanarak açıklanabilir mi?

Başka Bulgularda Var:

Ülke Amerika olunca istatistikî veriler zebil oluyor. Verilere göre Amerikalı çiftler arasında evlilik dışı ilişki tüm evliliklerin dörtte biri. Erkeklerle hanımlar arasında dağılım aşağı yukarı eşit. Aldatan dörtte birin içinde güçlü olanlarda var. Dörtte birin çoğunluğu güçsüz ve sıradan insanlardan olduğuna göre davranışlarını açıklamakta zorlanıyoruz. Evlilik dışı ilişki davranışını güçlü erkeklerin sadece makam rantına bağlamak eksik analiz oluyor.

Cins, Cins Tekeşlilik Var:

Sosyal bilimler geliştikçe sosyal tanımlarda çeşitlenmekte. Son yıllarda tekeşlilik yeni tanımlarla tanıştı. Tanımlardan birincisi, cinsel tekeşlilik, diğeri ise sosyal tekeşlilik, olmakta. Güçlü erkeklerin davranışlarına bakarsak General Pertaeus sosyal tekeşlilikte hanımına karşı saygıda kusur etmemiş.

Son Güncelleme ( Pazartesi, 03 Aralık 2012 17:47 )
Devamını oku...
 
Bir Haberin Anatomisi PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Salı, 09 Ekim 2012 15:52
Geçtiğimiz günlerde Vatan Gazetesinin dünya bölümünde bir haber yayınlandı. Haberin başlığı ‘ ABD istihbarat raporu: İsrail 2022’de yok’

İsrail’in o tarihte olup olmayacağı tartışmasına girmeyeceğim. Benim bu hafta üzerinde durmak istediğim çarpıtmalarla kamuoyunun nasıl kandırıldığı.

Haberi dikkatle okuyunca iki kaynak öne çıkmakta. Birinci kaynak, sonradan Müslüman olmuş Kevin Barrett isimli kişi ( Vatan ismini yanlış yazmış). İkinci kaynak Barrett’i kaynak gösterip bunu Türkiye’de haber yapan Aydınlık gazetesi.

Vatan gazetesi de mali güçlükler içinde olan yazılı medyada son zamanlarda gelişen ‘kes-yapıştır’ ucuz yollu basın geleneği olarak bilgiyi/haberi aktarmakta.

Birinci kaynağa yakından bakarsak, Bay Kevin sıradan bir Amerikan Üniversitesi’nde öğrenci asistan olarak bir sömestr ders vermeye kalkışmış. Vereceği ders dünyada din konuları üzerineyken alenen komplo teorileri üzerine konuşmaya başlayınca öğrenciler şikâyet etmiş ve ders iptal edilmiş.

Kevin Bey o günden sonra bol, bol İran İslam Cumhuriyeti’nin resmi TV kanalında boy gösterip Amerika ve İsrail konusunda komplo teorileri üretmekte. Teorilerinden biriside 9/11 İkiz Kuleler saldırılarının aslında bir Amerikan-Yahudi işbirliği olduğu.

Kevin Bey’in tüm söyledikleri Ayetullahların yönettikleri İran’da, dini yönetimin söylemini dile getirmekle görevli Ahmedinejat’ın söyledikleriyle birebir örtüşmesi.

Gelelim Vatan’da yayınlanan habere. Haber kaynağı Kevin Bey’e göre 16 Amerikan kuruluşu bir rapor yazmış. İsrail’in ayakta kalması mümkün gözükmüyormuş. Ayrıca Kissenger bir gazeteye demeç vermiş o demece göre de 2022’de İsrail yokmuş.

Merak ettim, Alman Musevi’si Amerika’nın Dış İşleri Bakanlığı yapmış, Vietnam savaşını sonuçlandırmış efsanevi bir diplomat Henry böyle konuşur mu? Diyerek demeci izledim. Kissenger’in bu şekilde herhangi bir ifadesi yok. Haberde söz konusu olan 16 istihbarat kuruluşu da güvenlik konusunda çalışan bütün kurumlar çarpıtılarak sayı yüksek gösterilmiş bir olgu. Bu tür konularda iki kurum rapor yazar, birisi CIA diğeri ‘Ulusal Güvenlik Konseyi’. Onlarında yayınlanmış böyle bir raporu yok.

Son Güncelleme ( Salı, 09 Ekim 2012 15:54 )
Devamını oku...
 
Mahallede Demokrasi PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Salı, 25 Eylül 2012 16:23
Pazar günü Obama 2012 seçim etkinliği için bir ev davetine gittim. Gözlemlerimi sizlerle paylaşmak arzusundayım. Amerika konusunda doğru yanlış değişik görüşler medyada sıkça yer almakta. Bende özünde basit fakat sembolik bir olayı sizinle paylaşarak demokrasiyi özümleme konusunda katkım olsun istedim.

Önce Mekân:

Davet ABD’nin başkenti Washington’un banliyösü Takoma Park isimli bir yerleşim birimindeydi.

Takoma Park sosyal demokratların, yaşlı hippilerin, çevrecilerin yaşadığı Amerikan ölçülerine göre ilerici bir semt. Bu semtte iki katlı makul boyutlu bir evin bahçesinde yaklaşık 90 kişi bir araya geldi.

Davete katılım şartı adam başı $75 doları Obama’nın Seçim Fonuna yatırmaktı. Davetliler evin bahçesinde toplandılar. Bahçenin bir köşesine dört kişilik bir oda orkestrası yerleşmiş. Müzisyen komşulardan birisi üç arkadaşını da almış, klasik müzikle davete katkıda bulunuyor. Diğer bir köşede iki komşu ufak bir bar kurmuş davetlilere su, meyve suyu, bira ve şarap ikramında bulunuyor. Sert içki yok.

Bahçenin diğer köşelerine yerleştirilmiş uzun masalarda organizasyonu düzenleyen hanımların hazırladıkları yiyecekler var. Tabaklar kâğıt, bardaklar, çatal bıçak plastik. Saat akşamüstü 5, nefis bir güz havası, sararan yapraklar arasında davetliler muhabbet etmekte. Ev işi mezeler lezzetli. Etrafta dolaşan Obama tişörtü gençlerin dışında fazla genç insan yok. Yaş ortalaması +40 erkek kadın oranı aynı.

Devamını oku...
 
Mitt ve Barack Sahne Aldılar PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Salı, 11 Eylül 2012 16:13

Geçtiğimiz iki hafta içinde Amerika’da en büyük medya olayı önce Cumhuriyetçilerin arkadan Demokratların kongreleri oldu. Kongre sonuçları baştan bilindiği için kongre içi seçimler fazla ilgi çekmedi.

Esas ilgi odağı her iki partinin bir ve iki numaralarının konuşmaları oldu. Doğal olarak ‘First Lady’ ve adayının konuşmaları da merak konusuydu. Bütün bu önemli konuşmalara ilaveten eski Demokrat Başkanlardan Bill Clinton’un konuşması bence demokrasi özümlemesi açısından kayda değerdi.

Cumhuriyetçiler Ne Diyor?

Cumhuriyetçiler devlet çok büyüdü, bütçe açığı patladı Obama’nın ulusal sağlık sigortası bizi batıracak görüşündeler. Genç ve dinamik Başkan Yardımcısı adayı Paul Ryan yeni bütçe modeli öneriyor. Cumhuriyetçiler Obama’nın ve Demokratların Amerika’yı iflasa götürdüğünü savunuyor. Söylemleri tamamen iç politikaya yönelik ve dış politikayı es geçiyorlar.

Demokratlar Ne Diyor?

Biz ekonomiyi düzelttik ama devraldığımız çöküntü tarihin en büyük ekonomik daralmasıydı daha zamana ihtiyacımız var görüşündeler. Başkan Yardımcısı Biden sizin başlattığınız iki savaşı bitirdik, imalat sanayi ve özellikle otomotiv sektörünü kurtardık şimdi sıra konut sektöründe yorumunu tekrarlıyor. Başkan Obama şimdi bütçeyi kısamayız, ekonomiyi canlı tutmamız için devletin harcama yapması gerekmekte iddiasında. Obama bütçeyi planlı bir şekilde denkleştirelim aniden frene basmayalım söylemini vurguluyor.

Son Güncelleme ( Perşembe, 13 Eylül 2012 20:34 )
Devamını oku...
 
KİM KİMİ ÖPÜYOR? PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Çarşamba, 27 Haziran 2012 20:49
Suriye konusunda son aylarda yazdıklarım arşivde. Sloganlarla düşünen bir toplumuz. İdeoloji göre fikir oluşturan ahali olduk. Facebook sosyal medyasının deyimler ve güzel sözlerden taşması bu olgunun en güzel göstergesi.

Medya’da Analitik Düşünme Yok:

Suriye’de aylardır devam eden ciddi bir kriz var. Türkiye uçağının düşürülmesi krizi Türkiye açısından başka bir aşamaya taşıdı.

Etraflı ve dikkatli düşünmek zorundayız. Bakıyorum bu konuda fikir beyan edenler tamamen kendi ideolojilerine göre yorumlarda bulunuyorlar. AKP ve Erdoğan karşıtı olanlar hükümeti yetersiz güçsüz ve aciz göstermek yarışında. O kadar ki bazıları Kıbrıs savaşı, Kore savaşını bile örnek göstererek dijital tamtam müziği yapıyor.

Dolduruşa Gelmeyin:

Sloganlarla konuşan toplumlar komplo teorileriyle düşünürler. Tartışmalar bitmez. Türkiye her zaman yabancı istihbarat örgütlerinin oyun alanı olmuştur. Karakaşından kara gözünden değil oturduğu mahalle itibarıyla Türkiye yabancı ajanlar için cazibe merkezidir.

Bu cazibeye Türkiye medyasının tarihsel yabacı güçlerle organik işbirliği eklenince kimin kimi öptüğü belli olmuyor.

Ever ABD için Türkiye kritik bir ülke ve çıkartılan haberlere göre CIA ajanları Güney Doğu’da ‘cirit atıyor’. Doğrudur. Ama emin olunuz İran’ın ve Suriye’nin ‘cirit atanları’ Jonileri üçe katlar.

İstihbarat bağlantıların medya uzantıları da aynı şekilde orantılı

Suriye Konusunda Oyuncuları Tanıyalım:

Unutmayalım Suriye Esad’nın babasından bu yana Sovyet uydusuydu. Bunun nedenleri Esad’ın Suriye’de ki azınlık Alevi grubunla Suriye’yi yönetmesi ve ABD’nin evladı İsrail’e karşı denge oluşturmasıydı. Sovyetler bitti ama geleneksel ilişkiler ve silah ticareti bitmedi. Kaldı ki Batı ve NATO İsrail ve Türkiye’ye tehdit unsuru olduğundan Suriye’ye zaten silah satmıyordu.

Sovyetlerin ölümü ve İran’da İslami rejimin doğuşu Suriye için İran dostluğunu birazda mezhep ilişkisiyle pekiştirerek mantık beraberliğine taşıdı.

İran’ın Amerika’yla kendi tarihsel hesaplaşması ve İslam dünyasında lider görünmek için sürdürdüğü anti-İsrail retoriğiyle İran Amerika’nın kimyasını başarılı bir şekilde bozdu. Sürekli olarak nükleer tehdidi gündemde tutan İran Amerika’yı iyiden iyiye germiş durumda. İran açısından başarılı bir dış politikadır.

Son Güncelleme ( Pazartesi, 02 Temmuz 2012 17:59 )
Devamını oku...
 
Sünnet Ve Kemalizm PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Pazartesi, 28 Mayıs 2012 02:16
Başlığı okuyanların aklı güneye yönelmiş olabilir. Bu haftaki konumuz erkek çocuklarının başından geçen tecrübe değil. Bu seferki analizimiz bugün Türkiye’de günlük hayatın her köşesine yansımış olan ideolojik bir çatışma. İdeolojik olduğu içinde bir o kadar da çözümü zor.

Fenerbahçe, Şike ve Cemaat spekülasyonları gündemde. 19 Mayıs kutlamalarının içeriğin ne olması gerektiği tartışma konusu. Bu başlıklar güncel olarak su üstüne çıkmış birkaç popüler konu. Suyun altında kalan bölümde ise yargının bağımsızlığı, medyanın bağlantıları, TSK’nin yaşadığı Ergenekon, Balyoz vs. gibi olaylar yatmakta.

Ve Sünniler Muktedir Oldu:

2010 senesinin Aralık ayında yaptığım analizin başlığı Sünnilerin iktidarı ele geçirmeleri üzerineydi. Evet, Türkiye’de yaşayan insanların yüzde 80’ni Sünni ve bu grubun yüzde 75’de dindar. Sonuçta yüzde 60 toplam oy merkez sağa gidiyor. Yüzdeler fazla oynamaz. Sembolik olarak bakarsak Cumhurbaşkanı’ndan Dışişleri bakanına kadar icraatı başı ilk 5 makam sahibinin eşlerinin 5’ide türbanlı. İktidar duruş olarak inancının resmini çiziyor.

İstanbul’un eyyamcı sermayesi ve sahip olduğu medya zamanında Özal’la yalakalık yapıp arkasından ‘Sünnileşme’ sürecini başlatmakla suçlarlardı. Tabii ki yanlış bir teşhisti. Türkiye’nin Sünnileşme süreci aslında Mustafa Kemal ve arkadaşlarının kurduğu laik cumhuriyetle kesintiye uğramış bir süreçti. ( Aşağıda biraz açacağım)

Mustafa Kemal Paşanın bizzat kurdurttuğu ikinci parti, ‘Serbest Fırka’ kontrolden çıkınca sürecin önü kesildi. Arkasından Menderes’in asılması süreci tekrar rafa kaldırdı. Demirel ve Ecevit’i lider olarak oynak ve karışık kafalı kabul edersek bu süreçte belirleyici olmadıklarını söyleyebiliriz. Süreç tekrar Özal’la ivme kazandı. Ancak konuya tamamen damgasını vuran ve sahip çıkan Erdoğan’dır.

Yerli burjuvanın yeşermesi, soğuk savaşın bitişiyle Pentagon TSK işbirliğinin azalışı ve darbe kapısının kapanması,dijital medyanın tekelci İstanbul medyasına alternatif olması Erdoğan’ın inatçı kişiliğiyle birleşince, Sünniler şaha kalktı.

Gül’ün Çankaya’ya çıkışı, HSYK’nda mevcut kliklerin dağıtılması ve TSK kanunda yapılan değişiklikler Sünniler açısından ‘trifecta’ denilen ilk üçün sıralı kazanımı oldu.

Son Güncelleme ( Salı, 29 Mayıs 2012 16:30 )
Devamını oku...
 
Diğer Makaleler...
<< Başlat < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 Sonraki > Son >>

Sayfa 4 > 7

Makaleler