• Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
Araçlar

engincivan.net

Çar
18
Ekim
Brezilya PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Çarşamba, 29 Temmuz 2015 18:19

Brezilya İzleninlerim

Geçen hafta 5 gün Brezilya'yı dolaştım. Gezinin amacı tamamen iş gündemi yüklüydü bu nedenle fazla turistik izlenimim yok. Ama iş dünyası ve yerel yönetimlerle yoğun görüşmelerimden çıkarımlar edindim.
Türkiye ve dünyada Brezilya'ya ilgili sıradan yaklaşım ' Samba, Tanga ve Futbol'. Evet bu unsurlar önemli fakat bambaşka toplumsal sorunlara boğuşan bir memlekette olduğunuzu hemen anlıyorsunuz.

Bir Kaç Rakam

Brezilya korkunç büyük bir ülke. Dünyanın 5. büyük nüfusuna ( 210 milyon) ve 5.büyük topraklarına sahip ( 8 milyon metrekare) . Aslında bu örtüşen 5'incilik ilginç çünkü toprakların tamamı, Rusya ve Çin'in aksine, kullanılabilir topraklar.
Yönetim şekli federal devlet olan ülkede eyaletler kendi içlerinde bağımsız hareket ediyorlar. Bir çok yerel yönetici merkezi hükümetin vergi gelirlerinin yüzde 55'ine el koymasından memnun değil ve daha çok hak talep etmekte.

Brezilya'da işler yürümüyor ve büyük projelerde kimine göre yolsuzluk, kimine göre koordinasyonsuzluk kimine göre de Brezilyalılıktan kaynaklanan nedenlerle Brezilya 'Orta Gelir Kapanında' patinaj yapan bir ülke durumunda.

Son Güncelleme ( Çarşamba, 29 Temmuz 2015 19:42 )
Devamını oku...
 
Petrol, ABD ve IŞİD PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Pazar, 05 Temmuz 2015 14:17

Son günlerde İŞİD, Suriye ve ABD tekrar Türkiye'nin gündeminde. O kadar yoğun bir haber ve yorum trafiği var ki insanın kafası karışmakta.
Öne  çıkan yorumlardan biriside İŞİD'i ABD'nin kurduğu veya kuruluşuna yardımcı olduğu doğrultusunda. Bu analizde bu konuya ışık tutmak istiyorum. 

ABD'nin Petrol Bağımlılığı

Geçmişte ABD'nin Orta Doğu politikasını eleştiren ( hem sol hem de İslamcı merkezler ) genelde petrolü argümanlarının temel taşı yaparlardı. Petrolün ABD'de ekonomisi için adeta insan vücudunun kana gereksinmesi benzetmesi yapılırdı. Petrolün stratejik önemi ve karar alma mekanizmalarındaki etkisi doğru teşhisti. Ama bugün farklı bir dünyadayız.  

Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Dünyada son 10 sene içinde petrolün bu kadar yüksek fiyatlarda seyretmesi ABD dahil G-7 grubunda değişik ikameler doğurdu.

Bunların başında yeşil enerji geliyor. Buna ilaveten 'Shale gas' ve 'fracking' metodlarının devreye girmesi ABD'nin enerji konusunda açığını kapattı. Şu andaki verilere göre ABD tekrar dünyanın en büyük petrol üreticisi ve büyük gaz üreticileri arasında.

   Basit anlatımıyla ABD artık petrol bağımlısı değil. Amerikalılar rehabilitasyon tedavisinden geçtiler ve  artık   'petrolik' değiller.

Son Güncelleme ( Pazar, 05 Temmuz 2015 14:22 )
Devamını oku...
 
Singapur Üzerinden İstanbul’a Yansımalar PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Çarşamba, 25 Mart 2015 17:12

Bu haftanın önemli haberlerinden birisi Singapur kent-devletinin kurucu babası Lee’nin 91 yaşında vefatıydı. Gündemi zengin içeriği boş yurdum hallerinde fazla fark edilmeden geçiştirilmiş bir haber oldu bu ölüm. Oysa farkında olmasak da Singapur modeli ve Singapur’un kurulduğu 1963 senesinden bu yana ulaştığı ekonomik başarı son 40 yılda Türkiye’yi yöneten sağ iktidarlara ilham kaynağı ve somut veri olmuştur.

Önce Biraz Arka Plan

Singapur’un kurucu atası Lee Kuan Yew Çin kökenli bir Malezyalıydı. TC’nin kurulduğu yıl 1923 de dünyaya geldi. Cambridge’de hukuk okudu. Anadili İngilizceydi. İngiltere’de okurken sağlam bir hukuk sisteminin ekonomik kalkınmanın ön şartı olduğunu kavradı.

1963 senesinde Çin’de Mao’nun yükselişini fırsat bilerek Malezya’dan ayrıldı, Malay yarım adasının en ucundaki adada ‘şehir devleti’ Singapur’un bağımsızlığını ilan etti.

Singapur İstanbul vilayetinin 7 de 1 kadar yüzölçümü ve 5,5 milyon nüfusuyla fazla dikkat çekmeyebilirdi, ancak, çok az lidere nasip olacak bir başarıyla 40 sene içinde fakir ve döküntü 3. Dünya ülkesinden 1.Dünya ülkesine dönüştü. Kişi başına 79 bin dolar gelirle dünya üçüncüsü olarak podyumda yerini aldı.

Son Güncelleme ( Çarşamba, 25 Mart 2015 17:21 )
Devamını oku...
 
Cihan Devleti? PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Çarşamba, 17 Aralık 2014 01:51
Bu günlerde yeni Türkiye’nin, eski deyimle ‘Cihan Devleti’ olma yolunda emin adımlarla ilerlediği konuşmaları var. İddialı bir benzetme. Kapalı bir sistem içinde tüm ülkeler aynı kürede yaşadığına göre, dünya devleti olma, küresel güç yansıtma gibi beklentilerde diğer küresel mahalle sakinlerinin ne durumda olmasıyla doğru orantılı.

Geçen hafta Endonezya’nın Washington büyükelçiliğine davetliydim. Yeryüzünün o bölgesini tam anlamıyla tanıdığımı söyleyemem. Coğrafyasıyla, tarihi, kültürü ve ekonomisiyle Güney Doğu Asya bölgesi bana oldukça yabancı.

Davetli bakan ve diğer uzmanları izlerken yeterince bilgi edindim. Öğrendiklerim ve duyduklarım benim için ‘göz acıcı’ nitelikteydi. İnsan gayri ihtiyari duyduklarını Türkiye’yle karşılaştırıyor.

Bu analizimde sizlere Güney Doğu Asya bölgesini tanıtmaya çalışacağım. Kapalı sistem olarak yer küremizin başka mahallelerinde neler olduğunu bilirsek, büyük devlet ligindeki sıralamada yerimizi daha gerçekçi görebiliriz.

Son Güncelleme ( Çarşamba, 17 Aralık 2014 17:21 )
Devamını oku...
 
Eğitim mi dediniz? PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Çarşamba, 27 Ağustos 2014 13:26

Pazartesi yaşadığım ‘ county=yöre’ ‘de orta eğitim yılı başladı. Geçtiğimiz hafta sonu bu yörede yaşayanların çocuklarına eğitim sezonunun açılışında yardımcı olmak için bir etkinlik düzenlenmiş. Tesadüfen uğradım fakat orada rastladığım bir arkadaşım bana bu analizi yapmak için ilham kaynağı oldu.

Türkiye Cumhuriyetinin kurulduğu günden bu yana memleket için çözüm arayan nesillerin ağzına pelesenk olmuş bir klişe vardır; ‘Eğitim şart efendim’. Belki nihai hedef olarak doğru ama hiçbir zaman tanımı yapılmamış bir özlem.


Önce Yöreyi Tanıtayım:

Sözünü ettiğim yöre Montgomery County ( MoCo). İzninizle ‘county’ nin ne olduğunu tanımlamakta yarar görüyorum. Türkiye medyasında Amerika uzmanı olarak yazanların bile tarifte zorlandıkları bir idari birimdir ‘county’. Türkiye’nin idari şeklinde yeri olmayan bir ünitedir. Türkçeye ilçe olarak, nahiye olarak çevrilir ama tam yerini bulmaz. County’nin seçilmiş yöneticisi, seçilmiş hâkim ve savcıları, kendi polis gücü ve kendi bayrağı vardır. Adli konular ülke çıkarlarını ilgilendirmedikçe tüm davalar yerel olarak burada görülür. Eğitim dâhil tüm sosyal konular ve sorunlarda ‘county' seviyesinde çözülür.

 

Devamını oku...
 
P.E.M : ( Putin, Erdoğan, Modi ) PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Cuma, 18 Temmuz 2014 04:43
Tarihsel açıdan önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimi bir dönüm noktası. İlk defa bir siyasi lider halk tarafından seçilecek. Yakın tarihimize baktığımız zaman Evren’in, Özal’ın, Demirel’in, Sezer’in ve Gül’ün Cumhurbaşkanlıkları gerçek anlamda seçim ve seçim kampanyasına bağlı olarak oluşmuş değil. Burada ayrıntıya girmek istemiyorum ayrı bir yazı konusu olur. Asıl üzerine eğilmek istediğim nokta başka;

Batı demokrasisi dışında başka bir temsil sistemi anlayışı var mı, yok mu? Eğer varsa, bu sistem nedir? Özellikle başlıkta adı geçen üç lidere yönelik Batı kaynaklı ya da Batı kriterlerinle göre yapılan eleştiriler neden bu liderlerin iktidarını değiştiremiyor? Bu liderlerin iddia edildiği gibi demokratik yönetimden uzaklaşıp keyfi yönetimlerimi söz konusu. Yoksa göremediğimiz başka faktörler mi var?

Putin:

Putin’in çizdiği tablo Rusya’ya onurunu iade eden lider görünümünde. Global oyunda eskisi kadar olmasa da yavaş, yavaş yerini alıyor. Soğuk Savaşı kaybeden Rusların incinen onurlarını tedavi etti. Devlet başkanı oldu, kendi adamını başbakan yaptı. Anayasaya uygun olsun diyerek gitti başbakan oldu, döndü tekrar devlet başkanı oldu.

Sovyetler çökünce Batı, Marksizm-Komünizm ideolojisinin yetersizliğini vurguladı. Belki doğru bir teşhisti fakat üzerinde durulmayan başka bir faktör daha vardı. Sovyet sisteminin aksamasında halkı bezdiren nedenlerin başında dağıtım kanallarının mafya tabir edeceğimiz çetelerin denetiminde olmasıydı. Putin devlet içindeki ve toplumda çöreklenmiş tüm çetelerin sonunu getirdi. Kendisini en büyük ‘Baba’ ilan etti ve sokakta asayişi tahsis etti. Günlük yaşamdaki belirsizlikleri ve kaosu bitirdi. Sıradan vatandaş için özgür medya, ifade özgürlüğü, insan hakları gibi soyut kavramlar farkında olmadan buharlaştı. Bu kavramlar buharlaştı ama sokaktaki adamında fazla umuruna gelmedi. İç politikada etnik Çeçenlerin terör girişimleri dış politikada Rusya’nın Ukrayna üzerindeki tarihsel emelleri Putin’in yönetimde elini güçlendirdi. Gerekirse ’mikro –management’ yapıyor, halk tarafından destekleniyor ve seçiliyor.

Son Güncelleme ( Cuma, 18 Temmuz 2014 04:48 )
Devamını oku...
 
Tadımlık Çerez PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Cuma, 02 Mayıs 2014 16:11

Uzun zamandır yazamadım. İşler güçler ve amansız bir kış ısrarla yakamı bırakmadı. Putin ve Erdoğan’ın benzerlikleri ve Türk-Rus toplumunun ortak nitelikleri konusunda analizler yapmakta biraz geç kaldım. Kafamdaki fikirleri kâğıda dökmekte gecikince başka düşünürler bu konuda topa girdiler. Bende orijinalliğini kaybettiği için şimdilik Putin-Erdoğan benzetmelerinden uzak duruyorum. Ancak Türkiye’nin geçtiği süreçte arka alan fonu olarak sizlerle bazı düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

Bu haftaki analizimin başlığı, bu sofra daha çok muhabbet kaldıracağı için,‘Tadımlık Çerez’. Analizin omurgasını seçilmiş bir Başbakan Yardımcısına 20 sene önce gönderdiğim özel bir bilgi notu oluşturmakta. 20 sene bazen çok uzun zaman olabiliyor ama Türkiye gibi siyaset mantalitesinin derin dondurucuda tutulduğu ülkelerde 20 sene sanki dün gibi. Hatırlatmakta fayda var; Halen 12 Eylül anayasası yürürlükte.

Ne Demokrasisi?

Türkiye’de demokrasi ve onun ayrılmaz parçası liberalizm konusunda yazılıp konuşulanlar bol miktarda ama ana kavramlar ısrarla ‘by-pass’ edilmekte. Özellikle demokrasi, liberalizm ve onun olmazsa olmazı serbest piyasa kavramlarını tarihin kültürel birikiminden gelen destekleyici kavramlarla evlendirmezsek patinajdan çıkış zor gözükmekte.

1)Efsane Adam Kavramı:

 Türk-İslam kültüründe tek adamdan, tek kahramandan olağanüstü güçler göstererek sosyal sorunları çözme beklentisi vardır. Bir anlamda ‘Mehdi’ beklentisi olarak kabul edebiliriz.

Efsane adamdan beklentilerin altında ‘Adil’ ve ‘Hakkaniyet’ olarak tanımlanan iki ana kavram yatar. Bu iki kavram incelenmeden ve aydınlanmadan Türkiye’de sağ politikanın anlaşılması mümkün olmaz.

AKP’nin bugüne kadar gösterdiği yükselişte bu iki kavram ‘çift motor’ vazifesi görmektedir. Hatta ve hatta Türkiye’de ve dünyada İslam’a politik bilinç kazandıran şu özet slogan ve denklem üzerinde düşünmek ve çalışmak gerekir. ‘ al-Gani + al-Malik + al Hakk = al-Lah

Takdir edersiniz ki bu kavramları özümleyemeyen ve analiz edemeyen bir siyasi düşünce ve model Türkiye’yi sivil topluma dönüştüremez.

Başka bir değişle ‘Nihai Zenginlik + Nihai Egemenlik + Nihai Hakikat’ ı sacayağı yapamayan ithal ideolojiler siyasi sistemin istikrar ve sürekliliğini muhafaza edememektedirler.

Tanzimat’tan bu yana Türkiye ‘Bayram Salıncağı’ gibi iki uç arasında sallanıp bocalamaktadır. Efsane adam kavramında basit bir gerçeği gözden kaçırmamak gerekiyor;

İslam’ın doğuşunda iki kuşak gibi kısa bir sürede muhteşem büyüklükte ticaret sermayesi biriktiren Kureyş aşiretine gösterilen reaksiyon kritiktir. Hz. Muhammed’in mensubu olduğu Haşimiler aşireti dahil bir çok ‘ötekileşmiş’ grup yeni zenginliğe yabancılaşmış bulunmaktaydı. 

Mekke’nin uluslararası ticaret ve finans merkezi olarak ani yükselişi zengin Mekkeli tüccarların ölümsüzlüğe eriştiklerini sanmalarını beraberinde getirdi. Sanki yeni bir süper mezhebin doğmuş olması Muhammed İbn Abdullah’ı ‘ıkra’ emri gelmeden çok önce huzursuz etmeye başlamıştı bile.

İşte efsane adam kültürünün muhafazakâr görüşe göre geçmişten günümüze Mustafa Kemal, Menderes, Özal ve Erdoğan üzerinden uzanışının ‘Hattı Hümayun’u budur.

Son Güncelleme ( Cuma, 02 Mayıs 2014 16:14 )
Devamını oku...
 
Gerçekçi Dış Politika PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Salı, 18 Şubat 2014 10:23

Geçtiğimiz hafta ABD Senatosunda bir anma törenine davetliydim. Davet Amerika-Vietnam ilişkilerinin 20. yıl dönümünü kutlayan bir toplantıydı. Seçkin bir grubunun katılımıyla gerçekleşen toplantı insanı ister istemez anılarla karışık yıllar ötesine götürmekte.

Vietnam Savaşının Tarihteki Yeri:

Soğuk savaş döneminde kuklaların harbi olarak anılan bu savaş Kuzey Vietnamlı  Komünist güçlerle Güney Vietnamlı güçler arasına yaşanırken perde arkasında Kuzey’i Sovyetler ve Çin Güneyi de Amerikalılar destekledi. Sonuna ABD fiilen savaşa girdi ve savaşı kaybetti.

Amerika savaşa girerken en büyük endişesi Sovyetlerin Vietnam üzerinden sıcak sulara ulaşması korkusuydu. 68 kuşağı olarak adlandırılan gençlerin Avrupa’da platform bulması ve seslerini duyurması özellikle Paris’te sol görüşün ABD’nin Vietnam savaşına karşı gösterileriyle başladı.

İşin ilginç yanı ilk defa ABD’nin içinde özellikle üniversite gençliği bu savaşa karşı çıktı ( hatta polis kurşunuyla ölen öğrenciler oldu). ‘Savaşma Seviş’ sloganlı Hippi hareketi, Beatles’ın çıkışı, bugünkü ‘Yeşilciler ve Doğa’ hareketlerinin Amerika’dan çıkıp dünyaya yayılmasında Vietnam Savaşı karşıt göstericilerinin katkısı büyüktür.

Sonunda 1975 senesinde Kuzey Vietnam güçleri Saigon’u ele geçirip savaş bittiğinde 800 bin Vietnamlı ve 58 bin Amerikan askeri hayatını kaybetmişti.

Vietnam savaşı Amerikan tarihine kamuoyunun arzulamadığı şehit ve gazilere sıcak bakmadığı bağrına basmadığı bir savaş olarak geçti.

Devamını oku...
 
Bize Bir Dağ Gerek PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Pazartesi, 27 Ocak 2014 03:05

Gezi olaylarından bu yana Türkiye’nin çivisi çıkmış durumda. Bu ilk defa rastlanan bir olgu değil. Geçmişte 7 senede bir siyasi bulanımlar kendisini gösterirdi, güçlü lider yönetiminde süre 11 seneye çıktı.

 

İnsan ister istemez düşünüyor bu kriz Türkiye’nin alın yazısı bir döngümüdür, yoksa dünyada başka örnekleri de var mı?

 

Herkesin Dağı Var:

Değişik kültürleri inceledim. Birbirinden farklı kültürlerin ortak paydalarında mutlaka bir sembol dağ bulunuyor.

Örneğin geçmişte Osmanlıyla eş zamanda batılılaşmaya başlayan Japonların kutsal saydıkları Fuji Dağı var. Japonların saygıyla önünde eğildiği, toplumda saygının ve birliğin sembolü, bir doğa harikası. Her yıl milyonlarca Japon huşu içinde ‘hac’ görevi gibi ziyaret ediyor Fuji dağını.

Başka bir büyük medeniyetin mirasçıları olan Çinlilerin de ulusal bir dağı bulunmakta, Tai-San Dağı. Aslında sadece 1500 metre yüksekliğinde bir dağ. Tarihe İmparatorların ziyaret edip iç dünyalarını dinledikleri bir dağ olarak geçmiş. Bugün Çin Komünist bir rejim tarafından yöneltilse de yılda 17 milyon Çinli binlerce basamağı tırmanıp kendilerine göre ‘hac’ görevini yerine getirmekte. Tai-San Dağı sükûnetin sembolü.

 

Devamını oku...
 
Kurumsal İç Savaş PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Salı, 14 Ocak 2014 06:59

Türkiye Cumhuriyetini askerler kurdu. Kuruluşta birleştirici unsur dış güçler, yabancı işgal kuvvetleri ve o günkü küresel ekonomik sömürü sistemiydi. İnsanlar düşmana karşı birleştiler.

Cumhuriyetin kurulması için akıtılan kan ve harcanan kaynaklar dış güçleri bertaraf etmek için kullanıldı. Büyük bir iç çatışma ve kardeş kavgası yaşanmadı. Tarihsel akışın yarattığı bu oluşum kardeş, dindaş ve arkadaş kanının akmasına engel oldu. Zamanında büyük bir avantajdı. Her avantajının uzun vadede bir dezavantaj yarattığından hareket edersek; Cumhuriyetin kuruluşunda avantaj olarak yaşanmamış bir iç savaş birçok toplumsal hesabı da açık bıraktı.

İşte bugün yaşanan siyasal kriz geçmişte olduğu gibi bugünde yarım kalan hesapların yeniden görülmesi girişimidir.

Daha Gelişmiş Türkiye Beklenildiği Gibi:

Evet, Türkiye bir Akdeniz ülkesidir, bir Ortadoğu ülkesidir ve Doğu Batı arasında köprüdür. Konumunun getirdiği özelliklerden dolayı bir Suriye, bir Irak bir Pakistan değildir. Belli oranda batılılaşmış olması siyasi mücadelede daha sofistike metotları da beraberinde getirmektedir.

Türkiye’de çatışan güçler arasında canlı bomba, arabalı bomba vs gibi kaba güç kullanımı göremezsiniz. Türkiye’yi kontrol etmek isteyen güçler daha ileri teknikler kullanırlar. Bu tekniklerin en garanti olanı kurumları kontrol etmekten geçer.

Son Güncelleme ( Salı, 14 Ocak 2014 22:04 )
Devamını oku...
 
Washington’da Bir Çarşamba Günü PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Perşembe, 05 Aralık 2013 23:27

Bu kent Adıyaman değil Washington; Burada  görüşmelerin kendisi yaman.

 

Kılıçtaroğlu’nla Kahvaltı:

Türkiye’den özel sektör katkılarıyla kurulmuş ATC ( Amerikan Türk Konsey) kahvaltı yemeğine katıldım. Etrafta olağan şüphelilerin yanı sıra birkaç yeni sima gördüm.

Güzel bir jest yaparak masalara numara yerine kent isimleri vermişlerdi.  Tunceli isimli merkez masada Kemal Bey kahvaltının sponsorluğunu yapan Cenk Sidar’la beraber oturmuştu.  Kemal Bey’in yanında kahvaltıdaki en üst düzey resmi yetkili, Amerikan Dış İşleri Avrupa masasından bir diplomat vardı.

Ben Chicago isimli masada milletvekili, iş adamı ve Washington Rumi Forum başkanıyla oturdum.

Konuşmanın İçeriği:

İş dünyasına yönelik olduğu için ekonomik konuları içeren bir konuşma oldu. Konuşma metni Prof. Daron Acemoğlu’nun gündeme getirdiği, son zamanların moda kavramı  ‘Kurumsallık ’ üzerine kurulmuştu.  Kurumların bağımsızlığını ve şeffaflığını demokrasinin ilerlemesi için ana unsur kabul eden bu görüş ( ki benimde desteklediğim Avusturya ekolüdür) sürdürebilinir demokrasinin motoru.

Kılıçtaroğlu sözü kurumların bağımsızlığından başlatıp yargının, üniversitelerin vb kurumların bağımsızlığına kadar getirdi. Gönül isterdi ki cesaretle Türkiye siyasi tarihinin aslında bu kurumları, özelliklede yargıyı ve onu takiben medyayı, ele geçirme mücadelesi olduğunu telaffuz etsin.

Vücut lisanı ve ifade olarak konuşma boyunca Kılıçtaroğlu biraz mat kaldı. Biraz daha canlı olabilirdi. Konuşmanın bitiminde deneyimli gazeteci Mehtap Çolak’ın sorduğu soruda Mehtap’ın giydiği kırmızı renkli elbiseden ‘Kırmızı Elbiseli Kadın’ ikonuna yaptığı gönderme ve espri bence tüm konuşmanın ve konuşmacının en doğal haliydi. İmaj danışmanlarının bu konuda biraz çalışması gerek.

Devamını oku...
 
Hay Hay Şanghay PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Perşembe, 26 Eylül 2013 21:55
ABD,nin küçük fakat önemli eyaletlerinden Maryland heyetiyle San Francisco’dan 12 saatten fazla süren bir uçuşla Şanghay ‘a vardık. Bizi bekleyen şoför arkadaş bizim delegasyonumuzun kaldığı Marriot City Center oteline bıraktı. Otel yeni ve mükemmel bir işletme. Ben ve ortağım biraz geç geldiğimiz için gece turuna çıkan büyük gruba katılmadık.

Şanghay,Yangze ( Sarı Nehir) deltasında olduğu için bol miktarda akarsu kanalları ve küçük köprülerle şehrin parçaları birbirine bağlanmış. Eski Şanghay karakteristik bir kent. Ortasından geçen akarsu, liman ve kolonyal dönemden kalma batı tarzı mimariyle İstanbul’un Pera, Beyoğlu, Nişantaşı semtlerini anımsatıyor. Tarihi yarımada da büyük gökdelenler var fakat bir kısmı konut bir kısmı iş yeri. Dünyada ne kadar meşhur marka varsa hepsi burada.

Temiz ve modern görünümlü restaurantların yanı sıra salaş lokantalar ve taburelerin üzerinde oturarak yemek yenen sokak mutfakları bulunuyor.

Şanghay stratejik konumundan dolayı batının her dönem ilgisini çekmiş bir kent. Sarı Nehir’in deltasında olması Beijing ve Hong Kong’un tam ortasında yer alması ve Çin Denizine açılan liman olarak cazibe merkezi olmuş bir kent. Bu kent için Ankara-İstanbul, Washington-New York paralelliklerini çizmek mümkün. Şanghay kenti, tarihe ‘Afyon Savaşları’ olarak geçen İngiliz emperyalizmin tavan yaptığı döneme sahne olmuş bir kent. Bu nedenle kentin 1900’lü yıllardan kalma büyük güçler arasında bölünmüş bölgeleri bugün hala ait olduğu ülken in mimari özelerini taşıyor.

Devamını oku...
 
Fenerli Değilim Ama PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Pazar, 25 Ağustos 2013 12:42

Uzun bir aradan sonra tekrar analizlere döndüm. Gezi sonrası Türkiye farklı, Mursi sonrası bölge farklı ancak ben yazı sezonuna futbolla giriyorum. Aslında aydınların özellikle liberal aydınların futbol, takım tutma vs. konusunda köşelerini telef etmelerine karşıyım. Bu nedenle Hasan Cemal gibi aydınları eleştiriyorum ama bu sefer konunun futbol+ politik = futpolitik yönünü ele almak istiyorum.

Fenerium Devalüe Olurken:

İstanbul’un ölümsüz bir ‘Kostantiniye Ruhu’ var. Bizans da spor politikanın ayrılmaz bir parçası olmuş. Bu konuyu ‘Nika Ayaklanması’ analizimde yazmıştım. Detaya girmiyorum. Ya huyundan ya suyundan misali günümüz İstanbul’unda durum pek farklı değil. Gezi olayları bunu bir kez daha ispatladı.

İstanbul’un ve Türkiye’nin en popüler takımı Fenerbahçe’dir. Bu gerçeği bir BJK’li olarak teslim ediyorum. Kabul edelim Fenerbahçe bir dünya markasıdır. İstanbul Fener’in anayurdudur ama Anadolu’da çoğunluğun en azından ikinci tercihidir Fener. Son yıllarda hem Fener hem de Türkiye futbolu inişte.

Şike olayında kamuoyunda yayınlanmamış bantlara girmiyorum sadece yayınlanmış olanların yüzde 10 bile durumun vahametini gün ışığına çıkarıyor. Ne ki Fener yönetimi hala koltukta kalmakta ısrarlı davranıyor.

Bilmeyenler için açayım, Fener, TSK’nin de en popüler takımdır. Askeri vesayetin tavan yaptığı günlerde maç günü askeri üslerden İstanbul’la çok C-130 seferi yapılmıştır. İşin içine politikacılarda girince ‘Şeref Tribünü’ denilen mekân aslında bir lobi faaliyet alanına dönüşür. Paşalara, bakanlara ve diğer tüm rant vanalarını elinde tutan zevata en kolay ulaşma merkezi stadın ‘Şeref Tribünü’ dür.

Dünyada spor ekonomisinin nereye gittiğini anlamayan, marka takımların ekonomik gücünü göremeyen Fener yönetimi ısrarla ‘benim olsun küçük olsun’ rantının peşinde. Bu karambolda Fenerbahçe gibi dev bir spor kulübü kan kaybetmeğe devam ediyor.

Uzağa gitmeye gerek yok. Manchester United (MU) gibi marka bir takımın Çin’de, Japonya’da Kore’de bile milyonlarca taraftarı var. MU’nun dünyadaki toplam taraftar sayısı tutucu tahminlere göre 133 milyon. Bu rakamın ekonomik ve mali gücünü görmemekte ısrar etmek sadece Fener’e değil Türkiye’ye kayıp demektir.

Fener’in bu gidişine dur demeyen taraftarın sorumluluğu var ama çarpık ilişkiler içinde olan bazı spor medyası mensuplarının vebali ölçüsüz.

Devamını oku...
 
İLK ÇATLAK PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Pazar, 02 Haziran 2013 22:37
Askeri vesayetten kurtulurken başka bir vesayet çukuruna düşme riskinle karşılaşan Türkiye frene bastı. Yolcular kafalarını cama çarptı.

Taksim’de tetiklenen sosyal patlamanın hemen ardından facebook sayfama yapılması gerekeni yazdım.

a) Başbakan tevazu gösterip halktan özür dileyecek.

b) İstanbul’da ki (belediye başkanı hariç) tüm kamu görevlilerinin görevden alacak.

c) Hükümetin istifasını Cumhurbaşkanına sunacak. 3 Aylık ara hükümet kuracak.

d) Eylül’ün ilk haftası genel seçime gidecek.

Türkiye ekonomisi dışarıdan kaynakla dönen bir sistemle çalışıyor. Dışarıdan gelen kaynakların en büyük nedeni ise ‘istikrar’. Türkiye’nin en büyük varlığı ve satış noktası bu. Bu varlık çok çabuk kaybolabilir, ekonomi bir ‘tail spin’ e girebilir ve bir anda dolar 2.20 borsa 50 bine çakılırsa, çıkan krizden en çok yine aynı halk mağdur olur.

Son Güncelleme ( Pazar, 02 Haziran 2013 22:39 )
Devamını oku...
 
Başbakanın ABD Ziyaretinin Ardından PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Çarşamba, 22 Mayıs 2013 05:13

Geçtiğimiz günlerde Türkiye Başbakanı Erdoğan ABD’yi ve başkent Washington’u ziyaret etti. Türkler genellikle bu tür gezilere ‘çıkartma’ yaftası takarlar fakat  gelen giden konusu şehir sakinlerinin fazla umurunda olmaz.

Bu seferki ziyaret biraz daha fazla günlük hayata yansıdı. Medya ve ABD yönetimi Türkiye’yi ve Başbakanı daha bir ciddiye aldı. Erdoğan ve heyeti Amerikan yönetimin ‘Büyük Devlet’ protokolüne göre ağırlandı. Kendisine atfedilen önemi sezen Başbakanın tavrı önemli bir dünya lideri havasındaydı.  Başbakanın vücut lisanı ve retoriği özgüven açısından tavan yapmış biçimde etrafa yansıdı.

Gelen Heyet:

Bence Başbakan siyasi açıdan ilginç bir kompozisyon yapmıştı. Yardımcıları Arınç ve Numan Beyi hem ABD’ye tanıştırmış hem de parti içi dengeleri korumuştu. Baş müzakereci bakan Bağış doğrudan müdahil olacağı bir konu olmamasına rağmen İngilizce konusunda yardımcı olmak üzere kervana katılmıştı. Gerçekten burada olması gereken iki bakan, Davutoğlu Suriye için, Enerji bakanı Taner Bey Türkiye’nin İran ve Rusya’ya olan enerji bağımlılığını azaltmak için Washington’daydılar.

İş Adamları ve kadınları, öncelikle Başbakanın davetine icabet etmek için heyette yerlerini almıştı. Gayeleri Başbakanla aynı kareye çıkmak, elini sıkmak ve ayaküstü hasbıhal etmek oldu. O görevleri tamamladıktan sonra bazısı acele yurda döndü, kimisi alış veriş yaptı kimisi de medya mensuplarıyla yemek yedi.

 90’lı yıllarda kalmış büyük heyetlerle ülke ziyaretleri modeli aslında bugün artık demode olmuş bir model ama ‘gövde gösterisi’ kültüründe halen prim yapmakta.

Son Güncelleme ( Çarşamba, 22 Mayıs 2013 19:33 )
Devamını oku...
 
Yeni Havalimanı Üzerinden Eski Düşünceler PDF
engincivan tarafından yazıldı   
Cumartesi, 11 Mayıs 2013 00:07

Geçtiğimiz günlerde yapılan İstanbul Yeni Havalimanı ihalesi ilgi ve tartışma odağı oldu. Projenin ekonomik gerçekleri var. Finansal boyutu var, yarattığı siyasi rüzgâr var. Rakamları sizler için çalıştım. Bu analizimde projenin değişik boyutlarını ele alacağım.

Önce Gerçekler:

Yeni havalimanı projesi bir BOOT ( Build Own Operate Transfer) yani Yap Sahiplen İşlet Devret projesidir. Avantajı devletin kasasından bir kuruş çıkmadan varlık sahibi olması, dezavantajı imtiyaz süresi boyunca yaratılan tekel konumundan dolayı hizmette kalite riskidir.

Projenin Toplam Maliyeti 5 miyar Avro olarak öngörülmüş. Birinci etap 4 milyar ikinci etap 1 milyar. İmtiyaz süresi boyunca ilave masraflarla yaklaşık 6 milyar Avroluk bir gider ortaya çıkmakta.

Toplam gelir ise tüm kira gelirleriyle birlikte 14.5 milyar Avro gözükmekte. Açık artırmada kira bedeli 22 küsür milyar Avro çıktığına göre ihaleyi alanlar baştan zararda. Böyle bir yatırım mümkün mü? Yoksa bizim bilmediğimiz bir şey mi var?

Konuyu biraz daha açmadan önce bir iki kritik varsayıma da değinmek isterim. İlk varsayım 1.Etap da yolcu kapasitesinin yılda 90 milyon olmasını öngörülüyor. İkinci varsayım 2.Etap da 60 milyona çıkıp toplam 150 milyon yolcu/yıl öngörmekte. Yani dünyanın en büyük havalimanı inşa ediliyor.

İki kritik varsayım daha var. Bilenler bilir hani proje analizinde zurnanın ‘zırt’ dediği ver misalinden. Birincisi İç Karlılık Oranı (IIR), ikincisi özkaynak yabancı kaynak oranı. Bu projede (IIR) yüzde 9 öngörülmüş. Düşük bir orandır. Kaynak oranı ise yüzde 35-65. Açık anlatımıyla yükleniciler paranın yüzde 65’i kredileyle bulacak. Bu hesaba göre imtiyaz boyunca kredilendirilen bölüme ödenecek faiz gideri 2.4 milyar Avro. Bu rakamı inşaat maliyetine eklersek toplam maliyet 8.4 milyar Avroya çıkmakta. Gider gelir arasındaki farkta eksi 15.9 milyar Avro olmakta. Açıkça Ortak Girişim Grubu OGG işe yaklaşık 16 milyar toplam zararla başlamakta.

Devamını oku...
 
Diğer Makaleler...
<< Başlat < Önceki 1 2 3 4 5 6 Sonraki > Son >>

Sayfa 3 > 6

Makaleler