• Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
Araçlar

engincivan.net

Ptsi
6
Tem
Dörtiye = Dört Türkiye Yazdır
Engin Civan tarafından yazıldı   
Çarşamba, 01 Nisan 2009 00:03
Yerel seçim bitti. Medya-AKP savaşları başladı. Aydın Doğan’la Erdoğan’ın çekişmesi malum. Bu nedenle hangi grubun hangi seçim sonucunu ne şekilde yorumlayacağı da malum. Sonuç olarak Doğan medya mensublarının cebini ilgilendiren sorun, ekonomik krizle beraber daha da ağırlaştı. Büyümeyen pastanın en çabuk kendini gösterdiği sinir ucu medyadır. Ne de olsa alıştığı lüksten en zor vaz geçen meslek grubu onlar.

Başbakan Erdoğan, Başbakan Demirel’in taktiğini uygulayıp bol bol ‘bal’ dağıtsaydı, eminim sonuçlar başka türlü yansıtılırdı. Ama Erdoğan Demirel değil Özal felsefesine daha yakın olduğu için ’yerleşik’ medyayla mücadelesi devam edecek. Ufak bir açıklama yaparsak, Özal’in felsefesini oligarşik kapitalistlere karşı, Anadolu kapitalisti yaratmak olarak tanımlıyoruz. Ve doğal olarak aynı gurubun uzantısı medya Erdoğan’ın doğal hasmı konumunda. Erdoğan’ın politikalarının dinsel boyutu biraz daha baskın olsa da esas itici güç budur.

Şimdi Gelelim Sonuçlara :

İnternet medyası sayesinde bağımsız ve hiç bir etki altında kalmadan görüşlerimizi yazma olanağımız var. Şükürler olsun kimseye hesap vermek zorunda değiliz. Kimseye
Canak tutacak değiliz. ‘Çifte standartın’ iliklere kadar işledigi yerleşik medya mensubu olmamak güzel bir his.Yandaş medyanın yazamadığı ve yazmaya cesaret edemediği seçim analizinden söz edeceğiz.

Dört Türkiye’yle 21. Yüzyıla Devam :

Seçim sonuçlarına göre karşımıza dört parti ve dört Türkiye çıkmakta. Birincisi AKP.
Doğal oy gücü yüzde 35-40 civarında olan AKP,  merkez sağda kifayetsiz liderler, merkez solda kemikleşmiş muhalefetle yüzde 35 oranında oya sahiptir. 2008 ekonomik krizine kadar, dünyada likiditenin fazla oluşu nedeniyle Türkiye’ye giren yabancı sermayeye, başarılı taşaron ihracat da eklenince, AKP’in oyu yüzde 47’ye çıktı. Şimdi aynı oy yüzde 40’a düştü. Enteresandır, 2008’in son üç ayında ekonomik küçülme yüzde altı küsür, AKP’in oy kaybı yüzde 7. İlişki birebir.

Bu ilişki,Başbakan’ın üzerinde durması gereken bir olgudur. 2009’un ilk çeyreginde ekonomik büyüme tekrar eksi çıkacak. Eğer seçim Mayıs’ ta olsa AKP’in oy oranı yüzde 35’e düşerdi. Bill Clinton’un dediği gibi “It’s the economy, stupid = Salak! Mesele ekonomik”.

Birinci Türkiye AKP’in temsil ettiği seçmendir.
Din faktörü yüksek, büyük şehirlerde varoşlarda yaşayan, ekonomik pastadan biraz daha fazla pay alan, ılımlı Islam demokrasisi. Osmanlı’nın şaşalı günlerinin özlemini çeken, İslam’in ağır bastığı Türkiye’liği içeren grup.

İkinci Türkiye’yi CHP temsil etmektedir. CHP’in son seçimde kendi içinde ikinci bir CHP’ye hamile olduğu ortaya çıkmıştır. Birincisi kemikleşmiş, politbüroyu andıran CHP, ikincisi AKP’in laiklik konusunda samimiyetine güvenmeyen Türkiye. Antalya başta olmak üzere bunu sahillerde gördük. Batı Anadolu ve Trakya’da durum kendini gösterdi. Din boyutuna baktığımızda  doğal olarak Alevi oylarının çoğu CHP’de.
Son Güncelleme ( Çarşamba, 01 Nisan 2009 00:11 )
Devamını oku...
 
Erdemir ikinci bir şehir efsanesi olur mu? Yazdır
Engin Civan tarafından yazıldı   
Pazar, 22 Mart 2009 18:28

12 Eylül’e Giden Günlerde :

İçine düştüğü ekonomik çukurdan bir türlü çıkamayan Türkiye sonunda dramatik bir karar almıştı. Turgut Özal 24 Ocak 1980’de bir ekonomik paket açıklayarak, Türkiye ekonomisini dünyaya entegre etme operasyonunun düğmesi bastı. Paketteki enteresan karalardan biri faizlerin serbest bırakılmasıydı. Bu karar, cebini kendi bankasına bağlamış, sırtını gümrük duvarlarına dayamış bildiğimiz geleneksel holdingleri pek memnun etmedi. Karar yerleşik holdingleri memnun etmedi ama baraj kapıları açılmış oldu.

Bankalar faiz yarışına girmeden, ’banker’ adı verilen ’bir masa, bir kasa’ kuruluşlara mevduat sertifikası sattırarak, faiz rekabetine bulaşmadan kendilerini fonlamaya başladılar. Bu bankerler içinde, Sirkeci’de yıllardır ’tasarruf bonosu’ alıp satan ve gazetelerin küçük ilanlar bölümünde ismi sürekli var olan ’Banker Kastelli’ en popüler olanıydı. Doğal olarak, denetimsiz başlayan faiz yarışı ve ’risk kültürünün’ yerleşik olmadığı Türkiye toplumunda önüne gelen tüm nakit tasarufunu bankerlere yatırdı.

Sonunda, dünyanın bir çok ülkesinde piyasa ekonomisine geçerken yaşanan olayların benzeri filmler Türkiye’de de görüldü. Saadet zinciri kopunca, vaat edilen faizlerin bir ’Ponzi Tezgahı’ olduğu ortaya çıktı ve 3 milyar dolar buharlaştı. 12 Eylül askeri darbesinden sonra, Özal banker skandalından dolayı görevinden istifa etti. Darbeden sonra kurulan ve demokrasiye geçmek için hazırlanan Anayasa’nın üst kurulu olan Danışma Meclisi'nin Başkanı ‘001’ resmi plakalı makam aracıyla Ankara’da cebinden taşan mevduat sertifikalarıyla bir bankerin ofisinden çıkarken görüntülendi. Banker olayında ‘günah keçisi’ seçilen Kastelli yurt dışına kaçtı, cezaevine girdi.

Bütün bu olaylar yaşanırken geriye bir şehir efsanesi kaldı. Söylentiye göre bir çok ordu mensubunun ve özellikle üst düzey muazzaf ve emekli subayın parası bankerlerde batmıştı. Söylenti şehir efsane olarak kaldı, hiç bir zaman batan paraların dökümü yapılmadı.

Erdemir’in Özelleştirmesi :

Ordu Yardımlaşma Kurumu (OYAK) Erdemir olarak bilinen ve amiral gemisi Ereğli Demir Çelik fabrikaları olan grubun yüzde 49.2 hissesini açık artırmayla 2005 senesinin Ekim ayında $ 2.96 milyar dolara satın aldı. İhaleye giren dünya devi çelikçiler ve yerli şirketler fiyatın çok yükseğe çıkması nedeniyle sonunda ihaleyi OYAK’a bıraktılar. Böylece, devletin özelleştirme dairesine ait olan bir kurum, devletin silahli kuvvetler mensuplarına ait bir yardımlaşma kurumuna satıldı. Ve bunun adı özelleştirme oldu.

Ayrıca, satın alınma şartları arasında işçi çıkarma ve kadro azaltma konusunda OYAK’a sınırlama getirildi. O günlerde çıkan ekonomi haberlerine göre, Erdemir’in ürettiği ton başına çalıştırdığı işçi sayısı dünya standartlarının üzerindeydi.

OYAK BANK SATIŞI :

Yaklaşık 2 sene sonra, 2007 senesinin Aralık ayında Oyak Bank Hollanada’lı ING Bank’a 2.7 milyar dolara satldı. Böylece OYAk grubu yaklaşık 3 milyar dolara satın aldığı Erdemir’in 2.7 milyar dolarını bankanın satışından karşılamış oldu. Böylece fonlama sıkıntısı çekilmedi.

Son Güncelleme ( Pazar, 22 Mart 2009 18:44 )
Devamını oku...
 
ZİRK TEĞET Yazdır
Engin Civan tarafından yazıldı   
Salı, 03 Mart 2009 10:25

Bu ne başlık? İlginç kelime. Teğet kelimesi ister Türkçe olarak soldan sağa, ister Arapça olarak sağdan sola okunsun farketmiyor. Teğet aynı teğet. Ama sıra krize gelince biraz farklı. Krizi sağdan sola okursanız, ortaya “ZİRK” çıkmakta. Yaygın dillerde bir anlamı yok.

Bir yıldır yazıyorum, ısrarla uyarıyorum, endişelerimi sizlerle paylaşıyorum. Kimse bu krizi doğru okumadı, okuyamadı. Belki de sağdan sola okudu. Őnce teğet geçer dendi, sonra bankalarımız 2001 krizinden sağlam çıktı dendi. Ama hala krizin dibi gözükmedi.

Teşekkürler, Çok Teşekkürler

2008 senesinin Subat ayında yazdım, “2001'i ararmıyız?”. Sayın Prof. Hurşit Güneş benden 365 gün sonra aynı tesbiti yaptı. Kendisine şükranlarımı sunuyor, diğer uzmanlik alanı olan, klarnet ve gırnata konusunda bilgilendirici yazılarını bekliyorum. Ne de olsa Şile’den ötesi Kandıra.

Günümüzün popüler ekonomisti Roubini İstanbul’u ziyaret etti. Elit mekanlarda havyar yedi, ahkam kesti. “Kriz dahada derinleşebilir!”. “Kara Delik CDS’ler” yazımda belirttim. Toplam swap riski 60 trilyon dolardır. Bu toplam riskin iyimser tahminle %5’i dönmese, 3 trilyon dolar eder. Dahi olmaya, sofistike araştırmalara gerek yok. Global kurtarma paketi 3 trilyon dolara çıkıncaya kadar, ekonomik krizin dibini göremeyeceğiz.

Daha Neler Olacak ?

Adeta bir komünist ülke gibi, ‘çaycı markası’ parası, ithalat  yasakları, yerli malı adaleti ile kendi kabuğunun içinde yaşayan Türkiye, Őzal’la beraber dünyaya açıldı. İnişli çıkışlı bir yolda ilerleyerek dünyaya entegre oldu. Bu noktadan artık geri dönüş yok. Doğal olarak,Türkiye ekonomisi dünyada olan değişikliklere artık eskisi kadar bağışık değil. Bu nedenle bu krizden etkilenmemek elde değil. 2001 ‘Made in Turkey’ bir krizdi. Bu sefer global bir krizin içindeyiz. ABD’yi suçlamakla sorun çözülmeyecek. Diare olmuş hastaya öksürük şurubu verilerek yapılacak tedavinin kimseye faydası yok.

Avrupa Zorda :

Doğu Avrupa’da yaşanan kriz, Avro’yu stress altına soktu. Almanya eksi büyümede ve küçük ülkeleri kurtarmaya yanaşmıyor. Avro’nun siyasi birlik konusunda zayıflığı dolara karşı değer yitirmesine yol açacak.

Avrupa’nın küçülmesi, Türkiye’nin ihracatını zora sokmakta. Umarım, Ankara’daki büyüklerimiz, her bir puanlık küçülmenin, ihracata kaç puan olarak yansıyacağını hesaplayıp, kamuoyuna anons ederler.

Devamını oku...
 
ZOPROL 30mg Yazdır
Engin Civan tarafından yazıldı   
Perşembe, 29 Ocak 2009 02:33

Bu haftanın başlığını yeni bir gezegen, yeni bir kimyasal element filan sanmayın değerli okurlar.Zoprol basit bir mide ilacının Türkiye’de satılan markasının adı sadece. Zoprol, mide yanması, ekşimesi, moda deyimiyle, reflüye karşı kullanılan sıradan bir ilaç. Lisansı 1997 yılında çıkmış.Doğrusu ilacın ne olduğu beni pek ilgilendirmiyor. Beni  ilgilendiren ilaç kutusunun üzerinde yazanlar.

Zoprol kutusunun üzerinde ’14 Mikropellet Kapsül’ ifadesi büyükçe harflerle yazılmış. Altında ise ‘Proton Pompası İnhibitörü’ yazılı.

Dile kolay tüketici vatandaş bu ilacı eczaneden alacak, kutunun üzerini okuyacak ve anlayacak. Buyrun, isterseniz kelimeleri tek tek açalım. “Mikro” güzel Türkçemize uzun zaman önce girmiş artık çıkarması zor. Ancak “pellet” ufak tanecik anlamına gelen İngilizce bir kelime. Őrneğin, avcıların kullandığı saçma fişeğine İngilizce’de ‘pellet’ deniyor. Gelelim kapsül kelimesine. O kelime de artık güzel Türkçemiz’e çift dikiş girmiş bir kelime. İlaç hap, yani tablet şeklinde olmadığı, silindir biçiminde iki ucu bombeli plastik şekilde olduğu için kapsül denmiş. Tıpkı Apollo uzay aracının astronotları taşıdığı uzay kapsülü gibi. İngilizce’den transfer bir futbolcu, pardon, kelime.

Diğer ifadeye batığımızda, birinci kelimemiz proton. Fizikten tıbba geçmiş bir kelime, atomun bir parçacığı. İkinci kelimemiz malum, pompa. İtalyanca kökenli bir kelime. Son kelimemize gelince beni en çok güldüren kelime bu, ‘İnhibitörü’. “İnhibit” anlam olarak engel olma, men etme, yasaklama demek. Sizin anlayacağınız, ‘Proton pompası engelleyicisi’ olarak çevirebiliriz bu cümleyi. Bu şekilde kutunun üzerine yazılsaydı ,hiç olmazsa ‘yenildik ama ezilmedik’ olurdu.

Ankara’da ki Büyüklerimiz Bilir :

Doğal olarak bu ilacın nasıl satılacağını ve üzerinde neler yazacağını ortalama okur-yazarlık seviyesinin ilkokul 5 olduğu ‘Cennet Vatan’ Türkiye’de, TC  Sağlık Bakanlığı mutlaka düşünmüştür. Vatandaş mutlaka şeffaf devlet anlayışıyla bu ilacı okuyup anlayacak ve en verimli şekilde kullanacaktır.

Değerli okurlar paketin içinden çıkan açıklama kısmına girmiyorum bile yoksa yabancı diller fakültesine kayıt olmanız gerekebilir.

Son Güncelleme ( Salı, 03 Mart 2009 10:42 )
Devamını oku...
 
Komşuda pişer... Yazdır
Engin Civan tarafından yazıldı   
Pazar, 14 Aralık 2008 22:34

Benzer kültürler

Yaşı müsait olanlar hatırlar. O zamanki medya dünyasının kalbi olan Bab-ı Ali’de duayen gazeteci Burhan Felek’ti. Lisede öğrenciyken yazılarını okurdum. “Yunanlılarla Türkler aslında aynı kültürün insanlarıdır. Sadece biri camiye, diğeri kiliseye gider” mealinden yazdıklarına çok şaşırmıştım. O günkü Türkiye’de bu konulara bu şekilde yaklaşılmazdı. Zaman geçti, dünya değişti, bakış açıları genişledi. Her ne kadar iki komşu ülkede varoluş nedenleri düşmanlığın devamına bağlı ’çekirdek’ kadrolar olsa da durum bugün biraz farklı.

Yunanlı gençler neyin peşinde?

Yunan polisi bir genci öldürdü ve Yunanistan’da günlerdir şiddet olayları durulmadı. Gençlerin hiddetini, Yunanlıların devlete saygısızlığıyla, aşırı şımarıklıkla açıklayanlar var. Yunanistan’ın geçirdiği cunta doneminden sonra karşıt gücün reaksiyonu olarak yorumlayanlar var. Komşumuzda yaşanan olayları daha geniş açıdan ele alan yok. Olaylar basit bir polisiye olay, basit bir reaksiyon değildir. Olaylar Avrupa’ya sıçramıştır ve komşuda ve Avrupa’da yaşayan özellikle eğitimli gençler gelecekten ümitlerini kesmişlerdir.

Olayın sosyal dinamikleri nelerdir ?

Tüm faktörleri sıralamak mümkün ancak hangisinin yüzde kaç rol oynadığını belirlemek zor. İsterseniz birkaç önemli faktörü sıralayalım. AB, küreselleşme, global kriz ve internet.

Avrupa Birliği (AB), Yunanistan gibi küçük ülkelere getirdiği kendi parası, kendi düzenlemeleri ve denetlemeleriyle tamamen kırılgan, aslında esnek olmayan bir sistem yaratmıştır. Sermaye piyasaları, emek piyasaları ve üretim fonksiyonları tamamen katı kalıplar içine zorlanmıştır. Brüksel’deki memurlar karar verici duruma gelmişlerdir.

Küreselleşme, sermayeyi aşırı mobil hale getirerek merkez ülkelerin çıkarlarını koruma durumuna sokmuştur. İşler kotüye gittiğinde aşırı seyyar hale gelen sermaye yerel şartlara ve sosyal maliyetlere bakılmadan başka pazarlara yöneltilmektedir.

Global kriz Amerika’dan çıktığı için ABD ve Batı Avrupa kendi güvenliğini sağlamak üzere sermayenin seyyarlığından yararlanarak hemen merkeze kaynak aktarımına geçtmiştir ve bu durum çevre ülkeleri zorlamaktadır. Birinci sonuç işsizliktir. Özellikle Avrupa’da eğitim seviyesi yüksek gençler arasında işsizlik ciddi boyutlara ulaşmış ve ‘talebe’lik alternatif yaşam tarzı olmuştur.

İnternet bedava iletişim kaynağı olarak yerleşik medyanın ve elitlerin tekelinde tuttuğu iletişim ve bilgi kaynağını herkese açmıştır. Şimdi artık ‘blog’lar var. Şimdi artık hiç kimseye hesap vermek zorunda olmayan yazarlar var. Yunanistan’da başlayan ve İtalya, Fransa, Almanya ve İsviçre’ye sıçrayan olaylar raslantı değildir. İnternetin payı büyüktür. Yerleşik medyalar artık bir ülkede yaşanan olayları sadece o ülkenin sorunu gibi yansıtamıyorlar. En azından başka kaynaklardan bilgilenen gruplar var.

Son Güncelleme ( Pazar, 14 Aralık 2008 22:46 )
Devamını oku...
 
Amerikan Halleri Yazdır
Engin Civan tarafından yazıldı   
Salı, 02 Aralık 2008 16:07

Türkiye’de Amerikan düşmanlığı yaygın.

Bush yönetiminin son 8 yıldır çizdiği dayatmacı politikalar tüm dünyayı bezdirdi. Buna şüphe yok. Türkiye’de hem sağda hem solda, kendi ideolojik önyargılarından hareketle kamuoyuna sürekli Amerikan düşmanlığı pompalayan medya mensuplarıda var. Politikacılar ve yüksek bürokratlar arasında Amerikan nefreti ve komploculuk yaygın. Hem ucuz skor hem bedava tatmin kaynağı Amerikan düşmanlığı.
Bu tayfaya istihbarat teşkilatlarıyla ilişkili medya mesupları da katılınca tadına doyum olmuyor.
Enteresan bulduğum, nefretle gizli hayranlığın çoğu zaman kolkola yürümesi. Anlayacağınız, tam “Törkiş” bir durum ; Bilgilenmeden fikir sahibi olarak uzman kesilmek.

Obama’nın Hillary Seçimi :

Obama’nın ve Hillary’nin Başkan adaylığı yarışını 1,5 sene yakinen takip ettim. Amerikan tarihinde görülmemiş bir siyasi yarış oldu. Hem süre olarak hem de ön seçim katılım oranı olarak tüm zamanların rekorları kırıldı. Düşününüz, sadece Teksas eyaletinde ön seçim için 2 milyondan fazla seçmen oy kullandı. Tüm dünyada Obama ve Hillary arasındaki yarışı  insanlar adeta  kendi ülkelerinin seçim kampanyasıymış gibi ilgiyle izlendi. Obama’nın başkanlık seçimleri öncesi Berlin’de yaptığı açık hava mitingi, Kennedy ve Reagan’ın aynı kentte yaptıkları tarihi konuşmaları aratmadı. Yüzbinlerce Alman Obama’yı kendi başkanlarıymış gibi dinledi. Obama sadece Amerika’da değil tüm dünyada bir rüzgar estirdi. Aslında ön seçimde Hillary daha fazla seçmenin oyunu aldı. Hillary kampayasındaki stratejik hatalar sonucunda, ufak eyaletler ve delege sisteminin bulunduğu eyaletler önemsenmediği için Demokratların başkan adayı olamadı. Yoksa bugün Hillary ABD Başkanıydı.

Kampanya boyunca Obama ve Hillary, küfür ve şiddet dışında birbirlerine söylemediklerini bırakmadılar. Doğrudan ve reklam yoluyla birbirlerini çürük yumurta yağmuruna tuttular. Sonunda Obama ipi göğüsledi. Bugün, 1 Aralık Pazartesi, Başkan Obama Senator Hillary Rodman Clinton’u Dış İşleri Bakanı olarak açıkladı. Önce küçük fakat önemli bir ayrıntı: Amerikan sisteminde Dış İşleri Bakanı’nın titri “Secretary Of  State”dir. Açılımı “Devlet Sekreteri/Bakanı” Bu önemli bir farktır, çünkü Amerika’da bütün bakanların titri “Secretary” dir. Bizdekinin tersine Müsteşar da “Under Secretary”dir, yani bakan yardımcısı. Bizdeki gibi “istişare edilen” memur değil, bakan yardımcısı kamu görevlisi. Amerikanın “Devlet Bakanı” Başkan Yardımcısı’ndan sonra hükümette üçüncü önemli pozisyondur. Kısacası kritik bir pozisyondur ve Amerika’nın dünyadaki konumu göz önünde tutulursa Amerika’nın dünyaya açılan penceresidir.

Son Güncelleme ( Salı, 02 Aralık 2008 22:32 )
Devamını oku...
 
20'lik Grup Yazdır
Engin Civan tarafından yazıldı   
Pazartesi, 17 Kasım 2008 13:59

Bugün Sn. Başbakan Washington’dan ayrılıyor. Grup 20 toplantısı bitti, tarihi bir dönüm noktası yaşandı. Dünya sonradan üzerinde fazlasıyla yazılıp çizilecek bir dönemden geçmekte. Bugünlerde yaşanan olayların kısa bir tarihsel analizini yapmazsak ne içinden geçtigimiz dönemin önemini anlarız, ne de önümüzdeki aylarda yaşanacakları.

II. Dünya Savaşının Son Perdesi Kapanmıştır :
f
Sovyetler çökünce önemli bir  perde kapanmıştı. Dünya finansal krizinin patlaması ve Grup-20’nin Washington’da toplanması II. Dünya savaşının son perdesini kapatmıştır.Türkiye’nin de üye oldugu NATO ve BM son dünya savaşının doğurduğu iki kurumdu.NATO Rus tanklarının Gürcistanı ziyateriyle doğal sınırlarını anladı. BM’nin çatı altı kuruluşları olan Dünya Bankası ve IMF de dünya ekonomik kriziyle demode olduklarını anladılar. (Bkz ‘Takada iki Dinazor’, 2001 tarihli yazım).

İngiliz Başbakanı Brown, Washington’da itiraf etti ve IMF’nin kurulduğu dünyanın bugünkü dünyayla fazla ilgisi kalmadığını belirtti.

Yeni Bir Dünya Düzenine Doğru :

Bugüne kadar dünya finansal krizleri G-7 tarafindan çözülmüştü. Bu sefer Bush’un da ifade ettiği ‘eğer bir şey yapmazsak Büyük Depresyondan daha büyük bir depresyon çıkacak’ paniği, Amerikalıları bu toplantıya zorladı. Tabii ki Çin, Hindistan, Rusya ve S. Arabistan’ın elindeki döviz rezervleri G-7’in iştahını kabartmakta. G-7 artık dünyanın tam hakimi değil. Avrupalılar ve özellikle Sarkozy durumun farkında ve kendine göre bir oyun planı var.

Sarkozy’nin Uyanıklığı :

Ekonomik kriz patlamadan önce Sarkozy AB’nin tek başına süper güç olamıyacağını anlamış ve ABD’yle stratejik askeri işbirliğine girmişti. Krizden sonra Sarkozy  AB’nin tek başına bu işin altından kalkamadığını görüce üç hafta önce Bush’a özel bir ziyarette bulundu. Bugün sonuçlanan Grup 20 toplantısının gerçekleştirmesi için Bush’u ikna etti.

Son Güncelleme ( Salı, 18 Kasım 2008 12:23 )
Devamını oku...
 
Bir OBAMA da Benden Yazdır
Engin Civan tarafından yazıldı   
Perşembe, 06 Kasım 2008 18:49

Önüne gelen meşrebine göre bir Obama analizi yapıyor. Obama’nın Başkan seçilmesini devrim olarak gören var, başarıyı komplo olarak yorumlayan var, kıyamet alemati olarak gören var, dünyanın ve Türkiye’nin yakaladığı bir firsat olarak gören var. Obama’yla ilgili hem ’kelam’ farklı hem ’tasvir’.

Nacizane bendeniz de kendime göre bir iki noktayı vurgulamak isterim. Yorumu sizlere bırakıyorum.

1)  Her iki adayla bire bir tanıştım ve konuştum. Bence McCain daha ağır başlı ve karizmatik bir kişilik. Obama daha cana yakın ve ‘esnek’ bir kişiliğe sahip. Bana göre klasik Amerikan Başkanı tanımına McCain daha yakın duruyordu.

2)  Amerikan halkının ciddi fay hatlarıyla bölünmüş olduğunu sonuçlarda görmekteyiz. Öncelikle lise mezunu ve altı öğrenim seviyesindeki beyazlar McCain’den yana tercih kullanırken, zenciler aşırı çogunlukla Obama’yı destekledi.

‘Hispanic’ olarak tanımlanan Orta ve Güney Amerikalıların tercihi yüzde 55-60 civarında Obama’dan yana oldu.

Eğitim seviyesi yükseldikçe beyazların Obama’dan yana oy kullandıkları dikkati çekti. Yaşadığım ve ABD’nin eğitim seviyesi en yüksek ‘county = yöresi’ olarak bilinen 400 bin nüfuslu Montgomery’de Obama oyların yüzde 71’ini aldı. Montgomery ‘County’de zenci ve ‘Hispanic’ nüfus yüzde 15’i geçmediğine göre yüzde 71 müthiş bir ‘beyaz adam’ desteği olarak görülmeli. Özellikle eğitim seviyesi yüksek ve dünyayla daha fazla entegre olmuş nüfus katmanı olarak bu nokta çok ilginç.

3) Türkiye’de her zaman  ilgi çeken Amerikalı Musevilerin tercihi de dikkat çekici. Amerikan nüfusunun yüzde 2’sini oluşturmalarına rağmen, toplumdakı etkin konumlarından dolayı, özellikle Israil’e yönelik dış politika oluşumunda belirleyici olan bu grup, tercihini Obama’dan yana kullandı.

Hatırlarsınız, Bush’un ikinci seçiminde, Demokrat Partinin Kerry’le beraber Başkan Yardımcısı adayı olan Musevi asıllı senator Lieberman son ana kadar McCain’le beraber tüm ülkeyi dolaştı. Bu saf değiştirme desteğine rağmen, göbek adının Hüseyin olmasına rağmen, McCain’in açıkca İsrail’i deskteklemesine rağmen, Amerikan Musevileri Obama’yı destekledi. Bu gelişme Orta Doğu’da beklenen gelişmeler için ciddi bir sinyaldir.

4) Obama’nin estirdiği rüzgar Amerikan meclisinde kendini gösterdi ve Demokratlar Senato ve Mecliste çoğunluğu ele geçirdiler. Obama işe eli güçlü olarak başlamakta, ancak bu konum onun için aynı zamanda bir yükümlülük de getirmekte. Ekonomik krizi durduramazsa mazareti olmayacak.

Son Güncelleme ( Perşembe, 13 Kasım 2008 01:10 )
Devamını oku...
 
KARA DELiK : ‘CDS’ler Yazdır
Engin Civan tarafından yazıldı   
Pazartesi, 27 Ekim 2008 12:33

Ufak ve İnce Bir Tarif :

 

Önce ufak bir tanım yapalım; CDS’in açılımı ‘Credit Default Swaps’. Tercümesi farklı şekillerde olabilir. ‘Karşılıksız Çıkma Takası’ ya da ‘Batma Riski Takası’ olarak çevirebiliriz. Türk Dil Kurumu’nun ara sıra düştüğü duruma düşmeden, nasıl ki ‘asansör’ kelimesinin karşılığı kullanılmıyorsa, biz de CDS’i kavram olarak açıklamaya çalışalım.

 

Swap kavramı finans dünyasına ilk defa 1980’lerin başında girdi. İki farklı kurumun değişik piyasalarda değişik borçlanma kapasitesinden ortaya çıkan ‘arbitraj’ dan yararlanmak üzere, borçlarının karşılıklı olarak takası. Önce farklı iki döviz arasında başlayan konu sonradan farklı faizleri de kapsadı ve son 25 yılda inanılmaz bir hızla gelişti. Bu gelişmenin bugüne kadar dünyanın hiç bir yerinde denetlemesi yapılmadı.

 

Dünyada yapılan ilk swap Dünya Bankası-IBM döviz ‘swap’ıdır. Hasbel kader dünyada ilk swap’ı gerçekleştiren 6 kişiden birisi olarak, konuyu yakından takip etmekteyim. Geçmişte ciddi kurumlar arasında yapılan ‘swap’ lar, bugün kredi kalitesi düşük ya da kredi notu bile olmayan kurumlar arasında yapılıyor. Daha da vahimi, bu tür kurumlar arasında yapılan swaplar, iki kurumun haberi olmadan üçüncü ve dördüncü kişiler arasında ‘iddaa’ konusu olabiliyor. Ayrıca bu finansal enstrümanlar çeşitli sigorta şirketleri tarafindan finansal poliçeyle sigorta edilmiş durumda. Açık anlatımıyla yeni finans araçları denetimsiz üretilmiş ve kimin kime ne kadar riski var belli değil.

 

Şimdiden belirteyim, finasal jargonda ‘derivatives = türevler’ olarak tanımlanan bu enstrümanların nasıl denetleneceği gelecek uluslararası forumların baş konusu olacak.

 

Turubun Büyüğü Torbada :

 

Şimdi sıkı durun; Swap türü kredi riski takaslarının tüm dünyadaki toplam nominal değeri 64 trilyon dolar. Başka bir deyişle tüm dünyanın bir yıllık milli gelirine eşit bir miktar. Lütfen düşünün, nominal miktarın sadece yüzde 5’i batsa dünya finans sistemine 3 trilyon dolarlık bir yük gelecek.

 

Lehman Biraderler’in batışı ve AIG sigorta şirketinin ABD devleti tarafindan kurtatılmasının temelinde işte bu finansal sigorta policeleri yatmakta. Şimdi karşımızda başılıca üç soru duruyor;

Son Güncelleme ( Pazartesi, 27 Ekim 2008 12:42 )
Devamını oku...
 
Global Kriz'in Yarattığı Panaroma Yazdır
Engin Civan tarafından yazıldı   
Pazartesi, 20 Ekim 2008 13:42

Bugünlerde ekranlarda, gazetelerde bir sürü “sözde uzman” kendine göre yorumlar yapıyor. Benim de kendime göre nacizane fikirlerim var haliyle. Bu görüşlerim biraz alışılmışın dışında ve yeni bir oluşumun habercisi.

Gelin birlikte, başlıklar halinde son üç haftada gerçekleşen olayları ve çelişkileri inceleyelim ve değişiklikleri mercek altına alalım. Bu değişiklikleri anlayamayanlar, emin olunuz, Türkiye’de gelecekte neler yaşanacağını anlayamazlar.

1)      İzlanda Faciası: İzlanda ufak bir ada devleti olarak iflas etti. 320 bin kişilik bu ülke global krizinin denetimsiz para akımları karşısında ipin ucunu kaçırdı ve Rusya’nin 5 milyar dolar kurtarma paketine muhtaç oldu. Hatırlayalım, İzlanda bir NATO üyesi. NATO Sovyetler’in saldırganlığına karşı kurulmuş bir organizasyon. Ne NATO ne de IMF bu ülkeye yardım etmek için parmağını kımıltatmadı.

Muhtemel Sonuç(lar): Bugünkü dünyada global ekonomik dalgalanmalar karşısında ufak ülkelerin yaşam şansı yok. Sadece etnik temel üzerine kurulmus ülkelerin gideceği adres, Eski Yugoslavya tipi birleşmelerdir.

2)      Avrupa Faciası: Fransa, İngiltere, Almanya ve İtalya krizin ilk haftasında diğer AB üyelerini davet bile etmeden kendi aralarında toplandılar. Düşünün, İspanya bile makaslandı. Önce herkesin kendi başının çaresine bakılması önerildi ve 4 büyükler kendi bankalarını kurtarma çabası içine girdiler. Sonradan durum giderek derinleşince, bütün üyelerin maliye bakanları toplandı ama henüz ortada ciddi bir  kurtarma planı yok.

Muhtemel Sonuç(lar): AB siyasi bir birlik olarak bu krizle birlikte doğal sınırlarınla tanışmıştır. Avro’nun para birimi olarak arkasında siyasi bir  birlik olmadığı anlaşılmış ve Avro’nun pırıltısı azalmıştır. 

Sarkozy, Avrupa’nın Franko-Alman birliğinle yürümiyeceğini anladı. Bu hafta sonu Bush’la beraber  Kamp David’de kafa kafaya vermiş dünya finans piyasalarını nasıl kurtaracağını planlıyor.

Almanya kendi doğal cazibe merkezi olan Doğu’ya yöneldi ve Rusya’yla  yakınlaştı.

Son Güncelleme ( Pazartesi, 20 Ekim 2008 14:01 )
Devamını oku...
 
Derin Ekolojinin Işığında Sürdürülebilir Kapitalizm - 1nci Bölüm Yazdır
Engin Civan tarafından yazıldı   
Perşembe, 15 Mayıs 2008 11:51

Kuzeyden Parlayan Yıldız :

1973 yılında Norveçli filozof Arne Naess çevre konusunda yeni bir paradigma öne sürdü. Naess’e göre çevre hareketinin iki farklı düzeyi bulunmaktaydı. Birincisi “ Sığ” ikincisi “ Derin”.


Sığ çevrecilik, doğal kaynakların tüketilmesinin sosyal refah üzerinde yarattığı sorunlarla ilgilenen, derin çevrecilik ise insanların doğal çevreleri ile ilişkilerinin felsefi temeline inen bir yaklaşım olarak ele alındı.


Eski Yunan’dan günümüze değin Batı felsefesi her bireyi birbirinden ayrı ve kendi doğal çevresinden kopuk bir konuma yerleştirilmiştir. Böyle bir konum insanın doğasına aykırıdır. Tüm insanlar aslında aynı sistemin entegre birer parçası ve sistem içinde dolaşan enerjinin tanecikleri olarak düşünülmeliydi. İnsanlar hayat dokusunun bir parçasıydı.


Sürdürülebilir ekoloji ve onun nihai hedefi olan sürdürülebilir ekonomi için insanların dünya görüşlerinin ( Hegel’in Weltanshauung kavramı )  tecrit edilmiş ekonomik bireyden toplumun ve doğanın entegre parçası olan varlığa dönüştürülmesi gerekmekteydi¹.

 

Derin Sürdürülebilirlik :


Küreselleşme akımı içinde bugün üzerinde yaşadığımız dünya aynı anda iki görevi birden yüklenmek zorunda bırakılmıştır. Birincisi çöp kutusu, ikincisi benzin deposu. Yeryüzünde kullanılan enerjinin yüzde sekseni fosil yakıtı dediğimiz petrol, kömür vs türü yakıtlardan sağlanır. Kullanılan enerjinin artıkları tekrar aynı yer yüzüne atılmaktadır. Bu üretim biçimi bütün ekonomik faliyetler için geçerli bir sistemdir. Bu sistemin yeniden değerlendirilmesi,  bu sistemin parçası olan insanların kendi aralarında ve doğayla olan ilişkilerinin yeniden sınamsı yapılmadan ”derin sürdürülebilirlik’ olası değildir.

Son Güncelleme ( Perşembe, 25 Eylül 2008 01:40 )
Devamını oku...